Ey insan şimdi dinle beni sana hakikati anlatayım seni biraz sarsayım itiraz edebilirsin inkar edebilirsin ama bu gerçekten kaçamayacaksın.
Sen kendine yaratılmışların en şereflisi mi sanıyorsun ama aynaya hiç biyolojik gözle bakmadın.
Sana şimdi hayatının en büyük hakaretini değil, en büyük gerçeklerinden birini söyleyeceğim. Büyük ihtimalle sinirleneceksin. Bu kadar da saçmalık olmaz diyeceksin. Belki bana küfür edeceksin, belki okumayı bırakacaksın.
Çünkü senin kalıplarından söküp atacağım sen kendini bu filmin baş rolünde sanıyorsun sen dünyanın merkezinde değilsin. Sana en ağır travmayı yaşatacağım. Biliyorum sen bunları asla kabul etmeyeceksin. Olurmu böyle saçmalık diyeceksin.
Olsun sen kabul etmesen de okumazsan da bir başkası okuyacak. Sen anlamazsan bir gün birileri ulan acaba doğru olabilir mi? diye dönüp yeniden bakacak. Ben zaten onlar için yazıyorum.
Ey insan, ister kabul et ister küfret sen doğaüstü, ayrıcalıklı, özel biyolojik bir yaratım değilsin. Evrimsel süreçlerin sonucu olarak ortaya çıkmış bir primatsın. Memeliler sınıfı, primatlar takımı, büyük insansı maymunlar grubuna dahil bir homo sapienssin.
Şimdi sinirlenip beni maymun yaptın diye bağıracaksın ama aynanın karşısına geçip kendi bedenine bak. Ellerine bak, baş parmağına bak, omurgana bak, göz çukurlarına bak, diş yapına bak, embriyonik gelişimine bak. Şempanze ile arandaki farkın ne kadar olduğunu biliyor musun?
DNA seviyesinde neredeyse hiçbir şey kadar küçük bir fark. Kan grubun benziyor, kemiklerin benziyor, organların benziyor, davranışların benziyor. Hatta korkunca yüz ifaden bile benziyor. Sen hâlâ kendini gökten özel paketle inmiş zannediyorsun.
Afrika’da yaşayan ortak bir primat atadan başlayan, dallana dallana dallanmalı bir sürecin sonunda ortaya çıkmış bir dallamasın.
Bu süreç doğrusal değildir. Tek sıra halinde maymun vardı sonra insan oldu masalı değildir. Dallanarak ilerleyen bir süreçtir. Bir sürü tür çıktı, bir sürü ara form yaşadı, birçoğu yok oldu. Kimi mağarada kaldı, kimi buzda dondu, kimi açlıktan öldü, kimi uyum sağlayamadı. Sen onların arasından bugüne kadar gelebilmiş bir canlısın sadece. Kendini final boss zannetme. Evrim sana tebrikler seçilmiş kişi demedi, sadece ölmeden üreyebildin.
Hem şu yeryüzüne bir bak. Bu gün bir sürü farklı tipte, renkte, bedende insan var. Bu dallanmaları açık açık görüyorsun zaten. Şimdi zenci ile Çinli aynı anne babadan mı? Rus ile Güney Amerikalı aynı anne babadan mı? Aborjinlerle aynı anne babadan mısınız?
Bu kadar farklı tip, renk, yüz yapısı, saç yapısı, göz yapısı, kemik yapısı oluşun sana hiçbir şey anlatmıyor mu? Binlerce yıl farklı coğrafyalarda güneşin altında, buzun içinde, çölde, ormanda yaşayan bedenler farklılaşmış işte. Bunu inkâr ederek örtebilir misin dallama. Kuzeyde yaşayanın teni açılmış, ekvatora yakın yaşayanın koyulaşmış. Kimisinin gözü çekik olmuş rüzgârdan, kardan, ışıktan; kimisinin burnu büyümüş soğuk havayı ısıtmak için. Sen hâlâ bunu hepsi bir anda oldu diye anlatmaya çalışıyorsun.
Ey insan, senin beyin gelişimin biyolojik evrimin en dikkat çekici taraflarından biridir. Beynin büyüdü, kıvrımlaştı, bağlantıların arttı. Bununla birlikte soyut düşünmeyi, dil kurmayı, sembol üretmeyi, plan yapmayı, kültür oluşturmayı sonradan öğrendin. Bunlar gökten inmedi. Arkeolojik buluntular bunu açık açık gösteriyor. Lascaux Mağarası duvarlarına çizdiğin resimlere bak. Ortada yaptığın şey hayvan kovalamaktı. Müstakil bahçeli havuzlu villa çizmedin çünkü bilmiyordun. Çamurdan kap kacak yaptın, sonra pişirip sağlamlaştırdın. Düdüklü tencereyi hiç hayal etmemiştin. Elektriği bilmiyordun. Ampulü bilmiyordun. Kombiyi bilmiyordun. Tuvalet kâğıdını bile bilmiyordun. Bir mağaranın duvarına öküz çizip ulan bunu nasıl avlayacağız diye düşünüyordun. Şimdi ise sosyal medyada latte fotoğrafı paylaşıp kendini medeniyetin zirvesi sanıyorsun.
Ey insan, sen bu dünyada ayrıcalıklı özel biri değilsin. Gezmekten, avcılıktan yorulup iki nehir arası Mezopotamya’da bereketli topraklarda yetişen ürünlerle tanışıp orada yerleşik hale gelmiş, tarım yapmaya başlamış küçük köylerde yaşayan bir primatsın. Bu kadar. Önce buğday ektin, sonra köy kurdun, sonra depo yaptın, sonra burası benim tarlam dedin, sonra sınır çizdin, sonra kavga ettin, sonra savaş çıkardın. Medeniyet dediğin şey bile aslında organize olmuş açlık korkusudur. Karnını doyurabilmek için şehir kurdun. Sonra o şehrin ortasına tanrılar diktin, krallar koydun, yasalar yazdın. Çünkü korkuyordun. Açlıktan, ölümden, yalnızlıktan korkuyordun.
Ey insan bak, sen anne babanın topraktan yetişen ürünleri yemesiyle onların bedeninde oluşan sperm ve yumurta ile başlayan biyolojik serüvenin sonucusun. Sonra annenden doğdun, yine bu dünya üzerindeki bitki ve hayvanları yiyerek bedenin inşa oldu. Şu ben dediğin beden var ya; biraz tavuk, biraz sığır, biraz buğday, biraz elma, biraz erik, biraz kabak, biraz hıyarsın. Tatlılığını portakaldan aldım diye sevinme; sadece portakal değilsin. Sarımsağın kokusu da var sende. Soğanın gazı da var. Acılık yediğin biberden geliyor. Kemiklerin sütten, kasların yumurtadan, yağların kebaptan, vitaminlerin domatesten oluştu. Sen yürüyen bir tarla mahsulüsün aslında. Birkaç yıl yemek yemesen o çok kutsal bedenin eriyip gidecek. Bu kadar kırılgan bir canlı hâlâ kendini evrenin sahibi sanıyor.
Ey insan, kedileri, köpekleri, eşekleri, böcekleri aşağılama. Sen onların efendisi değilsin. Onlar da senin gibi bu topraklarda yetişen mahsulden müteşekkil canlılar. Hepsi senin akraban. Kimisi halanın oğlu, kimisi dayının oğlu, kimisi kardeşin kadar yakın. Uçak yaptım diye sevinme; kuşların kanadı var, onların yaptığı sortiyi sen yapamazsın. Binalar yaparım diye artislenme; dokumacı kuşu senden güzel yuva yapıyor. Sen örümceğin dokuduğu ipeğin kumaşını hâlâ tam yapamıyorsun. Balıkların yüzüşünü taklit edip denizaltı yaptın. Yarasanın sonarını taklit edip radar yaptın. Kartalı izleyip uçak yaptın. Doğadan çaldığın şeylerle hava atıyorsun. Bir arının yaptığı peteğin geometrisini hesaplamak için matematik kullanıyorsun ama arı senden milyonlarca yıl önce zaten yapıyordu onu.
Ey insan, ben farklıyım, benim ruhum var deme. Senin ayrı duran mistik bir ruhun, değişmez özün, gökten üflenmiş özel cevherin yok. Senin ruh dediğin şey, biyolojik yaşamının başlamasıyla birlikte dünyadaki yaşam tecrübelerinin beyninde ve hafızanda kalıcı izler bırakmasıdır. Beynin bunları depoluyor, çağırıyor, birleştiriyor. Kendini ben diye hissetmen bundan kaynaklanıyor. Sen bunu metafizik sanıyorsun çünkü beynin kendi çalışma mekanizmasını tam anlayamıyor. Eğer seni insanlardan izole edip köpeklerle yetiştirseydik, aynen köpekler gibi davranan biri olacaktın. Dil bilmeyecektin. Ahlak bilmeyecektin. Din bilmeyecektin. Millet bilmeyecektin. Bayrak bilmeyecektin. Utanma duygun bile farklı gelişecekti. Çünkü bunların hepsi sana öğretildi. Sen kültürel bir ürünsün. Fabrikadan çıkmış hazır paket değilsin.
Ey insan, sen doğaya hükmettiğini zannediyorsun ama küçücük bir virüs geldiğinde eve kapanıp kolonya stokladın. Market raflarındaki tuvalet kağıdını yağmaladınız yahu eskiden çalının arkasına sıçıyordun tuvalet kağıdında yoktu. Bir deprem oluyor betonların altında kalıyorsun. Bir güneş patlaması olsa bütün teknolojin çöp olacak. Bir asteroid düşse bütün medeniyetin tarih kitabındaki dipnot kadar kısa sürecek. Hâlâ evrenin merkezi olduğunu düşünüyorsun. Samanyolu’nda sıradan bir yıldızın etrafında dönen küçücük bir kaya parçasının üstünde yaşayan karbon bazlı bir canlısın sadece. Ama egon öyle büyüdü ki kendini kainatın amacı sandın.
Ey insan, sen toprağın üstünde yürüyen geçici bir biyolojik organizmasın. Doğuyorsun, büyüyorsun, çiftleşiyorsun, ürüyorsun, yaşlanıyorsun ve ölüyorsun. Bütün canlılarla ortak kaderin bu. Seni farklı yapan şey tanrısal oluşun değil; beyninin hikâye anlatabilmesi. Sen masal anlatan bir primatsın. Dinler kurdun, mitolojiler yazdın, tanrılar ürettin, ideolojiler oluşturup onlar uğruna birbirini kestin. Sonra da dönüp biz üstün canlıyız dedin. Halbuki biraz dürüst olsan aynaya bakıp şunu diyeceksin:
Ben, düşünebilen bir hayvanım. Ben dallana dallana gelmiş bir dallamayım
Bir yanıt yazın