Gerçek

Gerçek dediğimiz şey nerede durur. Nesnede mi durur yoksa zihinde mi. Eğer nesnede duruyorsa, herkesin aynı gerçekle karşılaşması gerekir. Oysa aynı olaya bakan insanlar bambaşka şeyler anlatır. Eğer zihinde duruyorsa, o zaman gerçeği değil yorumu konuşuyoruz demektir.

Olan ile söylenen birbirine karıştırılır. Olan bir hadisedir. Söylenen ise o hadisenin dile gelmiş hâlidir. Gerçek çoğu zaman hadisenin kendisi değil, onun hakkında kurulan cümleymiş gibi ele alınır. Bir mahkeme salonunda Olay tektir ama ifadeler çoktur. Herkes gerçeği söylediğini iddia eder. Demek ki gerçek ile doğru cümle aynı şey değildir. Gerçek vardır ama ona ulaşan dil her zaman eksiktir.

Gerçek değişir mi. Bu soruya çoğu kişi hayır der. Çünkü değişen şeyin gerçek olamayacağını düşünür. Fakat burada da iki farklı şey iç içe girer. Hadisenin kendisi değişmez. Ama hadisenin anlaşılması değişir. Dün anlaşılmayan bir şey bugün anlaşılır hâle gelebilir. Bu durumda değişen gerçek değil, ona yaklaşma biçimidir. İnsanlar çoğu zaman bu farkı gözetmediği için, kendi anlayışını gerçek zanneder.

Bir bardak masanın üzerindedir. Bu bir hadisedir. Buna gerçek dersin. Ama biri bu bardağı tehlike olarak görür, diğeri ihtiyaç olarak görür, bir başkası estetik bir nesne olarak görür. Bardak yerinde durur. Değişen bardağın kendisi değil, bardağın anlamıdır.

İnsanlar genellikle işlerine geleni gerçek olarak benimser. Buna inanmak denir. İnanç kötü bir şey değildir. Ama inanç, gerçeğin yerine geçtiğinde sorun başlar. Çünkü bu durumda gerçek artık araştırılan bir şey değil, savunulan bir şey olur. Savunulan şey ise sorgulanmaz. Sorgulanmayan şey düşünce üretmez.

Gerçek çoğu zaman sessizdir. Yüksek sesle konuşan şey genellikle kanaattir. Kesinlik iddiası arttıkça, gerçek ihtimali azalır. Çünkü gerçek insanı temkinli kılar. İnsan gerçeğe yaklaştığını düşündüğünde daha az konuşur, daha dikkatli cümle kurar, daha çok dinler. Bu yüzden gerçek çoğu zaman sloganlarda değil, duraksamalarda kendini belli eder.

Bu aşamada gerçeği tanımlamış olmuyorum. Bilerek. Çünkü tanım kapatır. Benim yaptığım şey, gerçeğin nerede bozulduğunu, nerede başka şeylere dönüştüğünü göstermek. Düşünme tam da burada başlar. Gerçeği söylediğini zannettiğin yerde durup şu soruyu sorduğunda. Ben şimdi olanı mı anlatıyorum, yoksa olan hakkında kurduğum cümleyi mi savunuyorum. Burada verilen cevap, gerçeğe ne kadar yakın durduğunu gösterir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir