Hakikat

Hakikat, insanın duyuları ve deneyimleri aracılığıyla algıladığı olgu ile o olgunun kendisi arasındaki uygunluktur. Başka bir ifadeyle bir önermenin hakikati, onun gerçekliğe uygun düşmesi ve yargının nesnesi hakkında doğru bir betimleme sunmasıdır. Ancak bir iddianın yalnızca bireysel olarak doğru algılanması yeterli değildir. Farklı insanlar tarafından bağımsız biçimde sınanabilir, doğrulanabilir ve ortak deneyim alanında yeniden gözlemlenebilir olması gerekir. Bir şeyin hakikat olarak kabul edilebilmesi için yalnızca kişinin kendi deneyimine bağlı olmaması, başka insanlar tarafından da sınanabilir olması gerekir.

Örneğin ateş yakar önermesi, ateşin gerçek dünyadaki fiziksel özellikleriyle uyumlu olduğu için hakikate dayalı bir önermedir. Bu durum yalnızca benim veya senin algımıza bağlı değildir. Farklı insanlar aynı koşullarda ateşle temas ettiğinde aynı nedensel sonucu gözlemleyebilir. Dolayısıyla burada bireysel bir kanaatten değil, deneyimle sınanabilen, tekrarlanabilen ve insanlar arasında ortak olarak doğrulanabilen bir olgudan söz ederiz.

Bu nedenle hakikati yalnızca herkesin kabul ettiği şey olarak tanımlamak doğru değildir. Daha isabetli olan, hakikati gerçekliğe uygun olan ve bu uygunluğu bağımsız gözlem ve deneyim yoluyla farklı insanların da sınayabildiği şey olarak tanımlamaktır. İnsanların ortak kabulü, hakikatin nedeni değildir. Ortak kabul, bir önermenin farklı insanlar tarafından bağımsız olarak sınanabilmesinin ve aynı sonuca ulaşılabilmesinin bir göstergesi olabilir.

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir. HAKİKAT İLE UZALAŞIM AYNI ŞEY DEĞİLDİR. Herkes bir şeye inanabilir ve yine de herkes yanılabilir. Örneğin geçmişte insanların büyük bir bölümü Güneşin Dünyanın etrafında döndüğüne inanıyordu. Fakat insanların bu konuda ortak bir düşünceye sahip olması, o düşünceyi hakikat haline getirmedi. Çoğunluğun bir şeye inanması ve onu doğru kabul etmesi, o şeyin hakikat olduğunu kanıtlamaz.

Hakikati belirleyen asıl unsur, önermenin gerçekliğe uygun olmasıdır. Bu uygunluğun başkaları tarafından da gözlemlenebilmesi, sınanabilmesi ve aynı koşullar altında benzer sonuçların elde edilebilmesi ise onun nesnel niteliğini güçlendirir. Ateş örneğinde olduğu gibi, farklı insanlar aynı koşullarda ateşle temas ettiğinde yanma sonucunu gözlemleyebilir.

Bu nedenle ortak kabul ile hakikati birbirine karıştırmamak gerekir. Ortak kabul, insanların aynı düşüncede birleşmesidir. Hakikat ise insanların aynı düşüncede birleşmesinden bağımsız olarak, önermenin gerçekliğe uygun olmasıdır. İnsanların ortak kabulü hakikati meydana getirmez. Tam tersine, hakikat olarak ileri sürülen bir önermenin farklı insanlar tarafından bağımsız biçimde sınanabilmesi, gözlemlenebilmesi ve yeniden aynı sonuca ulaştırabilmesi gerekir.

Kısacası herkesin inanması hakikat değildir. Hakikat, gerçekliğin bizim inancımıza uyması değil, bizim yargımızın gerçekliğe uygun düşmesidir. İnsanlar yanılabilir, çoğunluk yanılabilir, hatta bütün bir toplum yanılabilir. Gerçeklik ise bizim ona dair düşüncemizden bağımsız olarak varlığını sürdürür. Hakikat arayışının temel meselesi de tam olarak budur. Bizim inandığımız şeyin gerçekliğe uyup uymadığını ortaya koymak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir