ilim irfan bilgi bilim

İnsanın dünyayla kurduğu ilişkiyi anlamak için kullandığı kelimeler ve kavramların net bir tanımı yapılmadan ne dediğimi ne anladığımızı neyi kast ettiğimizi doğru konumlandıramayız İlim, irfan, bilgi ve bilim dediğimizde aslında yalnızca farklı kavramlardan değil, varlıkla, kendimizle ve Tanrı ile kurduğumuz farklı temas biçimlerinden söz ederiz. Bu yazı, bu dört kelimenin arkasındaki zihinsel düzeni ve bu düzenin Tanrı tasavvurunu nasıl şekillendirdiğini görünür kılmak bu tabiki mümkün değil ama bir anlam arayışı bir yürüyüştür

ilim irfan bilgi bilim kavramını izah için bir örnek ile başlayalım Masanın üzerindeki bir bardağa bakıyorum. Uzunu var, kısası var, cam olanı var, metal olanı var, tahta olanı var. Renkleri, şekilleri, kullanım amaçları farklı. Zihnim bu çokluğu tek bir anlam altında topluyor ve buna bardak diyor. Çay bardağı, su bardağı, limonata bardağı ayrımları yapsam bile hepsi aynı kavramın altında toplanıyor. Burada olan şey, dış dünyadaki nesnenin zihnimde bir suretinin hasıl olmasıdır. Bu suret, imge değildir. İmge daha çok hayal gücünün alanına girer. Burada söz konusu olan kavramdır. Akılda hasıl olan bu kavrama ilim denir.

İlim dediğimiz şey, bilen özne ile bilinen nesne arasındaki ilişkiye dayanır. Dışarıda bir bardak vardır, içeride onu kavrayacak bir zihin vardır. Bu ikilik olmadan ilim mümkün değildir. Zihnimde oluşan kavram dışarıdaki nesneye uygunsa doğru bilgiye sahip olurum. Uygun değilse yanlış bilgiye. Bir insana bakıp gözlüklü dediğimde, gerçekten gözlük takıyorsa bilgi doğrudur, takmıyorsa yanlıştır. Burada ölçü, kavram ile nesnenin mutabakatıdır.

Bu noktada bilim devreye girer. Bilim, ilmin toplumsal ve yöntemsel denetime açılmış biçimidir. Gözlem ister, deney ister, kanıt ister. Başkalarının da aynı sonuca ulaşmasını talep eder. Ama bilim ne kadar gelişirse gelişsin, özü itibariyle dayandığı şey yine ilmi husulidir. Yani bilgi zihinde hasıl olan bir şeydir. Kanıtlanma derecesi bilimi belirler ama bilginin mahiyetini belirlemez.

İlmi husuli dediğimiz bu bilme tarzında bilen ile bilinen ayrıdır. Bu ayrılık bilginin şartıdır. Ne zaman ki bu ayrılık ortadan kalkar, orada artık ilimden değil başka bir şeyden söz ederiz. Bu ayrım bizi ilmi huduri kavramına götürür. İlmi huduri, bilen ile bilinenin bir ve aynı olduğu bilme biçimidir. En açık örneği insanın kendisini bilmesidir.

Ben kendimi bildiğimde, karşımdaki bir nesneyi bilmem. Özne de benim, nesne de benim. Arada mesafe yoktur. Dolayım yoktur. Nereden biliyorsun sorusu anlamsızlaşır. Çünkü bilmek için dışarıdan bir kanıta, bir gözleme ihtiyacım yoktur. Bu yüzden bu bilme biçimine ilim değil irfan denir. İrfan tanımaktır. Bilmekte mesafe vardır, tanımakta yoktur.

İnsan kendisini başkasından daha kesin olarak bilir. Başkasının varlığı, niteliği, hatta gerçekten orada olup olmadığı konusunda yanılabilirim. Ama kendim hakkında yanılmam mümkün değildir. Kendimi bilmem ilim değil, irfandır.

Bu ayrım Tanrı meselesine geldiğimizde daha da belirginleşir. Tanrı alimdir, bilendir. Peki Tanrı’nın bilgisi bizim bilgimiz gibi midir. Tanrı’nın zihninde bilgi hasıl olur mu. Eğer öyle dersek Tanrı’yı zihin, beden, zaman ve mekanla sınırlamış oluruz. Bu durumda Tanrı Tanrı olmaktan çıkar. Bu yüzden Tanrı’nın bilgisi ilmi husuli olamaz. Tanrı’nın bilmesi ilmi huduridir. Bilen ile bilinen ayrımı yoktur. Tanrı kendini bilir, mahlukatı bilir ama bu bilme bizim bildiğimiz gibi değildir.

Klasik gelenekte Allah’ın zatı bilinemez, esması bilinir denmiştir. Bu ifade yanlıştır. (Tanrının zatı tektir oysa esmaları sonsuzdur insan sonsuz olanı nasıl bilebilir) Zat bilinemez demek, Tanrı hakkında hiçbir şey söylenemez demek değildir. Burada kastedilen, Tanrı’nın zatının müsbet kavramlarla kuşatılamayacağıdır. Tanrı’nın zatı, Tanrısallığıdır. Bu bilinir ama menfi yoldan bilinir.

Bu yüzden selbi sıfatlar önemlidir. (anası babası eşi benzeri muadili yoktur hiç bir şeye muhtaç değildir) Allah birdir dediğimizde, parçalı değildir sonradan oluşmuş değildir ölümlü değildir demek isteriz. Mahlukata benzemez dediğimizde, bildiğimiz hiçbir şeye benzemez demek isteriz. Bu bilgi biçimi ilmi tenzihtir. Tanrı’nın ne olmadığını bilmek. Buna karşılık Tanrı’yı insan biçimli tasvirlerle anlatmak, eli var, kolu var demek ilmi teşbihtir. Bu da başka bir bilinç düzeyine hitap eder.

Buradaki bilinç düzeyi, soyut ve metafizik kavramları doğrudan idrak edemeyen, düşünmesini duyusal tecrübeye dayandıran bilinçtir. İnsan zihni ilk aşamada görerek, dokunarak, bedensel deneyimle düşünür. Güç dediğinde bir kolu, irade dediğinde bir eli, görme dediğinde bir gözü tasavvur eder. Bu nedenle Tanrı’nın kudreti el ile, iradesi tutmakla, bilgisi görmekle anlatılır. Burada el kol göz gibi ifadeler, Tanrı’nın zatına değil, insan zihninin kavrama biçimine aittir.

Bu bilinç düzeyi daha çok hayal ve temsil düzeyidir. Kavramlar henüz soyutlanmamıştır, anlamlar semboller üzerinden taşınır. Çocuklara bir şeyi anlatırken resim çizmek gibidir. Çocuk resmin kendisini değil, resim aracılığıyla anlatılanı öğrenir. İlmi teşbih de böyledir. Tanrı’nın kudreti anlatılır, ama kudret doğrudan kavranamadığı için insanın bildiği bir güç imgesiyle ifade edilir.

Halk çoğu zaman Tanrı’yı selbi sıfatlarla değil, teşbih yoluyla anlamaya çalışır. Çünkü insan zihni somut olanı sever. Ama felsefi ve kelami düzeyde Tanrı bilgisi, bilen ile bilinenin mutlak birliğine işaret eder. Bu birlik, insanın kendini bilmesinde sınırlı olarak tecrübe edilir.

İşte bu yüzden denmiştir ki kim kendini bildi Rabbini bildi. Kendini bilmek, özne ile nesnenin birleştiği noktaya temas etmektir. Bu temas ilimle değil irfanla olur. İlim dış dünyayı kavrar, irfan iç dünyayı tanır. Bilim ilmi denetler, Tanrı ise ilmi huduri ile bilinir.

Sonuçta ilim bilmek, irfan tanımak, bilgi zihinde hasıl olan suret, bilim bu bilginin yöntemle sınanmış hali, Tanrı bilgisi ise ne tamamen suskunluk ne de kaba tasvirdir. Tanrı, bilinir ama kavranmaz. İdrak edilir ama kuşatılamaz. İnsan kendini tanıdıkça, bilmenin sınırını ve tanımanın derinliğini aynı anda fark eder. Bu fark ediş, ilimden irfana açılan kapının kendisidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir