İNSAN EVRİMİ VE TARİH ÖNCESİ
MÖ 7000000 civarında Afrika kıtasında erken hominin türleri ortaya çıktı.
MÖ 4000000 – MÖ 2000000 arasında Australopithecus türleri Afrika’da yaşadı.
MÖ 2500000 civarında Homo habilis taş alet üretmeye başladı.
MÖ 1800000 civarında Homo erectus ortaya çıktı ve Afrika dışına yayıldı.
MÖ 800000 civarında ateş kontrollü biçimde kullanılmaya başlandı.
MÖ 300000 civarında Homo sapiens Afrika’da ortaya çıktı.
MÖ 70000 civarında Homo sapiens Afrika dışına göç etmeye başladı.
MÖ 40000 – MÖ 10000 arasında Üst Paleolitik dönem yaşandı.
TARIM DEVRİMİ VE YERLEŞİK HAYAT
MÖ 10000 civarında Bereketli Hilal bölgesinde tarıma geçiş başladı.
MÖ 9600 civarında Göbeklitepe inşa edildi.
MÖ 8000 – MÖ 7000 arasında tarım Anadolu ve Levant’ta yaygınlaştı.
MÖ 7500 civarında Çatalhöyük yerleşimi kuruldu.
MÖ 7000 – MÖ 4000 arasında hayvan evcilleştirme yaygınlaştı.
YAZININ ORTAYA ÇIKIŞI VE ERKEN MEDENİYETLER
MÖ 3500 civarında Mezopotamya’da çivi yazısı ortaya çıktı.
MÖ 3500 – MÖ 2300 arasında Sümer şehir devletleri kuruldu.
MÖ 3000 civarında Antik Mısır’da hanedanlık dönemi başladı.
MÖ 2300 civarında Akad İmparatorluğu kuruldu.
MÖ 2000 civarında Babil ve Asur uygarlıkları güç kazandı.
BRONZ ÇAĞI VE BÖLGESEL MEDENİYETLER
MÖ 2500 – MÖ 1900 arasında İndus Vadisi uygarlığı gelişti.
MÖ 2000 – MÖ 1200 arasında Hitit Devleti Anadolu’da kuruldu.
MÖ 1600 – MÖ 1046 arasında Shang Hanedanı Çin’de hüküm sürdü.
MÖ 1600 – MÖ 1100 arasında Miken uygarlığı Ege’de gelişti.
DEMİR ÇAĞI VE DİNSEL GELENEKLER
MÖ 1200 civarında Bronz Çağı Çöküşü yaşandı.
MÖ 1000 civarında İsrailoğulları Filistin bölgesinde krallıklar kurdu.
MÖ 1000 civarında Zerdüştîlik İran coğrafyasında ortaya çıktı.
MÖ 1000 – MÖ 800 arasında Vedik kültür Hindistan’da gelişti.
AKSİYEL ÇAĞ
MÖ 800 – MÖ 200 arasında Konfüçyüs, Laozi, Buda, Sokrates gibi figürler yaşadı.
MÖ 600 – MÖ 300 arasında Antik Yunan felsefesi gelişti.
MÖ 500 – MÖ 300 arasında Budizm Hindistan’da yayıldı.
MÖ 500 – MÖ 300 arasında Konfüçyüsçülük Çin’de sistemleşti.
MÖ 500 – MÖ 200 arasında Yahudi kutsal metinleri derlendi.
AKSİYEL ÇAĞ SONRASI İMPARATORLUKLAR
MÖ 27 – MS 476 arasında Roma İmparatorluğu varlığını sürdürdü.
MS 1. yüzyılda Hristiyanlık Filistin bölgesinde ortaya çıktı.
MS 313’te Hristiyanlık Roma’da serbest bırakıldı.
MS 380’de Hristiyanlık Roma’nın resmi dini oldu.
MS 224 – MS 651 arasında Sasani İmparatorluğu hüküm sürdü.
İSLAM ÖNCESİ ARAP YARIMADASI
MÖ 1000 – MS 600 Arap Yarımadası’nda kabile temelli toplum yapısı hakimdi.
Mekke ticaret ve hac merkezi hâline geldi.
Yahudi ve Hristiyan topluluklar Hicaz ve Yemen’de yerleşikti.
İSLAM VE ERKEN YAYILIŞ
MS 610’da İslam Mekke’de ortaya çıktı.
MS 622’de Hicret gerçekleşti.
MS 632’de Muhammed’in ölümü gerçekleşti.
MS 632 – MS 661 arasında Dört Halife dönemi yaşandı.
MS 661 – MS 750 arasında Emevîler hüküm sürdü.
Suriye, Mısır, İran ve Kuzey Afrika İslam egemenliğine girdi.
ORTA ÇAĞ MEDENİYETLERİ
MS 750 – MS 1258 arasında Abbasîler dönemi yaşandı.
MS 800 – MS 1300 arasında Avrupa’da Orta Çağ sürdü.
MS 1096 – MS 1291 arasında Haçlı Seferleri gerçekleşti.
MS 1206 – MS 1368 arasında Moğol İmparatorluğu kuruldu.
ERKEN MODERN DÖNEM
MS 1347 – MS 1351 arasında Kara Veba Avrupa’yı etkiledi.
MS 1453’te İstanbul fethedildi.
MS 1492’de Amerika’ya ulaşıldı.
MS 1517’de Reform hareketi başladı.
MODERN ÇAĞ
MS 1700 – MS 1800 arasında Aydınlanma dönemi yaşandı.
MS 1760 civarında Sanayi Devrimi başladı.
MS 1789’da Fransız Devrimi gerçekleşti.
MS 1800’lerde ulus devletler yaygınlaştı.
MODERN SONRASI DÖNEM
MS 1914 – MS 1918 Birinci Dünya Savaşı yaşandı.
MS 1939 – MS 1945 İkinci Dünya Savaşı yaşandı.
MS 1945 sonrası Soğuk Savaş dönemi başladı.
MS 2000 sonrası dijital çağ hız kazandı.
ÜST PALEOLİTİK DÖNEM
MÖ 40000 – MÖ 10000
MÖ 40000 ile MÖ 10000 arasındaki dönem arkeoloji literatüründe Üst Paleolitik dönem olarak adlandırılır. Bu dönem Homo sapiens’in biyolojik olarak modern olduğu ve davranışsal açıdan belirgin biçimde çeşitlendiği evredir. Arkeolojik veriler bu dönemin Afrika, Avrupa, Yakın Doğu, Orta Asya, Doğu Asya ve Avustralya’da eş zamanlı fakat bölgesel farklılıklarla yaşandığını göstermektedir.
Bu dönemin en temel özelliği taş alet teknolojisindeki gelişmedir. Önceki dönemlerde kaba yontma taşlar yaygınken, Üst Paleolitik’te uzun ve ince yonga üretimine dayalı teknikler görülür. Kemik, boynuz ve fildişi gibi organik malzemeler sistemli biçimde kullanılmaya başlanmıştır. İğne, zıpkın ucu, mızrak ve kazıyıcı gibi uzmanlaşmış aletler ortaya çıkmıştır. Bu bulgular avcılığın daha planlı ve hedefli hâle geldiğini göstermektedir.
Yerleşim düzeni bu dönemde mevsimsel hareketliliğe dayanır. İnsan grupları mağaraları, kaya sığınaklarını ve açık hava kamplarını kullanmıştır. Kalıcı köyler yoktur ancak aynı mekânlara tekrar tekrar dönüldüğü arkeolojik katmanlardan anlaşılmaktadır. Bu durum mekân hafızasının oluştuğunu gösterir.
Beslenme biçimi avcılık ve toplayıcılığa dayanır. Büyük memeliler, balık, kuş ve bitkisel gıdalar birlikte tüketilmiştir. Arkeolojik kemik kalıntıları farklı hayvan türlerinin avlandığını ve tek bir besin kaynağına bağımlılık olmadığını ortaya koyar. Bu çeşitlilik Üst Paleolitik toplulukların çevresel esnekliğini gösterir.
Bu döneme ait en dikkat çekici arkeolojik bulgular sembolik üretimdir. Mağara resimleri, oyma figürler, boyalı taşlar ve takılar bu evrede ortaya çıkar. Avrupa’da bulunan Lascaux Mağarası ve Altamira Mağarası bu tür sanatın en bilinen örneklerindendir. Resimler genellikle hayvan figürlerinden oluşur ve doğal pigmentlerle yapılmıştır. Bu eserler Üst Paleolitik dönemin kronolojik olarak tarihlendirilebildiği somut veriler arasındadır.

Mezar uygulamaları bu dönemde belirginleşmiştir. Bazı bireyler gömülmüş, mezarlara aletler, hayvan kemikleri ve süs eşyaları bırakılmıştır. Bu bulgular ölüm sonrası uygulamaların standartlaştığını ve rastlantısal olmadığını göstermektedir. Mezarlarda kullanılan kırmızı aşı boyası birçok farklı bölgede tespit edilmiştir. Bu durum coğrafyalar arası kültürel benzerliklere işaret eder.
Topluluk büyüklüğü sınırlıdır. Arkeolojik yerleşimler genellikle küçük grupların varlığına işaret eder. Toplumsal hiyerarşiye dair belirgin maddi kanıtlar yoktur. Mezarlar arasında aşırı zenginlik farkları gözlenmez. Bu durum Üst Paleolitik toplumların görece eşitlikçi bir yapıya sahip olduğunu düşündürmektedir.
İklimsel koşullar bu dönemin sonuna doğru belirgin biçimde değişmiştir. Son buzul çağının en soğuk evreleri MÖ 20000 civarında yaşanmış, ardından yavaş bir ısınma başlamıştır. Buzulların geri çekilmesiyle birlikte bitki örtüsü ve hayvan türleri değişmiş, bu değişim insan topluluklarının hareket alanlarını etkilemiştir.
MÖ 12000 sonrasında iklim daha istikrarlı hâle gelmeye başlamıştır. Bu istikrar Üst Paleolitik dönemin kapanışını hazırlamıştır. Arkeolojik kayıtlarda bazı bölgelerde yabani tahılların yoğun biçimde toplanmaya başlandığı görülür. Bu gelişme bir sonraki dönemin, yani Epipaleolitik ve ardından Neolitik sürecin altyapısını oluşturmuştur.
Üst Paleolitik dönem, arkeolojik ve tarihsel veriler ışığında değerlendirildiğinde, insanlık tarihinde taş alet teknolojisinin çeşitlendiği, sembolik üretimin yaygınlaştığı ve Homo sapiens’in dünya geneline yayıldığı bir zaman aralığı olarak tanımlanır. Bu dönem MÖ 10000 civarında sona ermiş ve tarım öncesi yaşam biçimlerinin son evresini oluşturmuştur.
EPİPALEOLİTİK GEÇİŞ DÖNEMİ
MÖ 12000 – MÖ 8500
Epipaleolitik dönem, Üst Paleolitik yaşam biçimleri ile Neolitik tarım toplumları arasında yer alan bir geçiş evresidir. Arkeolojik literatürde bu dönem bazı bölgelerde Mezolitik olarak da adlandırılır. Ancak Yakın Doğu ve Anadolu bağlamında Epipaleolitik terimi tercih edilir. Bu dönem insan topluluklarının hâlâ avcı toplayıcı olduğu, fakat yerleşim, besin kullanımı ve mekân ilişkilerinde belirgin değişimlerin başladığı bir zaman aralığıdır.
Bu dönemin ortaya çıkışında iklimsel değişim belirleyici olmuştur. Son buzul çağının sona ermesiyle birlikte MÖ 12000 civarında daha ılıman ve nemli bir iklim evresi başlamıştır. Bitki örtüsü çeşitlenmiş, yabani tahıllar belirli bölgelerde yoğunlaşmıştır. Arkeolojik polen analizleri ve bitki kalıntıları bu değişimi net biçimde göstermektedir.
Epipaleolitik topluluklar hâlâ avcılık ve toplayıcılıkla geçinmiştir. Ancak besin toplama stratejileri değişmiştir. Yabani buğday, arpa ve mercimek gibi bitkiler sistemli biçimde toplanmaya başlanmıştır. Taş alet teknolojisinde mikrolit adı verilen küçük ve standartlaştırılmış aletler yaygınlaşmıştır. Bu aletler ok uçları ve kesici araçlar olarak kullanılmıştır.
Yerleşim düzeninde de önemli bir dönüşüm görülür. Bu dönemde insanlar aynı alanlara tekrar tekrar dönmekle kalmamış, bazı bölgelerde yarı kalıcı yerleşimler oluşturmuştur. Taş temelli yuvarlak kulübeler, ocaklar ve depolama çukurları bu evreye tarihlenir. Bu bulgular insanın mekânla ilişkisinin kalıcılaşmaya başladığını göstermektedir.
Yakın Doğu’da Natufyen kültürü bu dönemin en iyi belgelenmiş örneklerinden biridir. Natufyen yerleşimlerinde öğütme taşları, orak benzeri aletler ve yoğun bitki kalıntıları bulunmuştur. Bu veriler tahıl kullanımının tarımdan önce başladığını ortaya koymaktadır.


Mezarlık alanları Epipaleolitik dönemde daha düzenli hâle gelmiştir. Bireyler yerleşim alanlarının yakınına gömülmüştür. Bazı mezarlarda süs eşyaları, taş boncuklar ve hayvan dişleri bulunmuştur. Bu uygulamalar bölgesel süreklilik göstermektedir.
Topluluk büyüklüğü Üst Paleolitik’e kıyasla artmıştır. Arkeolojik yerleşim alanlarının genişliği ve yapı sayısı bunu göstermektedir. Ancak belirgin bir sınıfsal ayrışmaya dair kanıtlar bu dönemde hâlâ sınırlıdır.
MÖ 10800 civarında Younger Dryas olarak bilinen ani soğuma evresi başlamıştır. Bu iklimsel dalgalanma bazı bölgelerde bitki örtüsünü azaltmış, besin kaynaklarını sınırlamıştır. Arkeolojik kayıtlar bu dönemde yerleşimlerin terk edildiğini ya da daha hareketli bir yaşama geçildiğini göstermektedir.
Younger Dryas evresi MÖ 9600 civarında sona ermiştir. Bu tarihten sonra iklim yeniden ısınmış ve istikrar kazanmıştır. Bu istikrar Epipaleolitik dönemin kapanışını ve Neolitik sürecin başlangıcını hazırlamıştır.
Epipaleolitik dönem, arkeolojik veriler ışığında değerlendirildiğinde, tarımın ani bir icat değil, binlerce yıl süren bir birikimin sonucu olduğunu açık biçimde göstermektedir. Bu dönemde bitkiler henüz evcilleştirilmemiştir, hayvanlar sürü hâlinde yetiştirilmemiştir. Ancak insan çevresini gözlemlemiş, müdahale etmeye başlamış ve mekânla kurduğu ilişkiyi kalıcılaştırmıştır.
Bu süreç MÖ 8500 sonrasında Neolitik döneme geçişle birlikte yeni bir evreye girecektir. Bir sonraki bölümde Neolitik dönemin başlangıcı, tarımın ortaya çıkışı ve ilk köy toplumları arkeolojik ve tarihsel verilerle ele alınacaktır.
NEOLİTİK DÖNEM VE TARIM TOPLUMLARININ ORTAYA ÇIKIŞI
MÖ 8500 – MÖ 6500
Neolitik dönem, insanlık tarihinde avcı toplayıcı yaşam biçiminden üretici ekonomiye geçişin gerçekleştiği evredir. Arkeolojik ve paleoçevresel veriler bu dönüşümün ani bir kopuş değil, Epipaleolitik dönemde başlayan süreçlerin yoğunlaşmasıyla ortaya çıktığını göstermektedir. Neolitik çağın başlangıcı bölgelere göre farklı tarihlere sahiptir. Ancak Yakın Doğu ve Anadolu için MÖ 8500 civarı genel bir başlangıç olarak kabul edilir.
Bu dönemin en belirgin özelliği bitkilerin ve hayvanların evcilleştirilmesidir. Arkeobotanik analizler yabani buğday ve arpanın morfolojik olarak değişmeye başladığını ortaya koyar. Tanelerin büyümesi, sapların kırılganlaşması ve hasada uygun hâle gelmesi evcilleştirmenin somut göstergeleridir. Benzer biçimde koyun ve keçi gibi hayvanların kemik yapılarında evcil popülasyonlara özgü değişimler tespit edilmiştir.
Yerleşim düzeni Neolitik dönemde köklü biçimde değişmiştir. Geçici barınakların yerini kalıcı yapılar almıştır. Taş temelli, kerpiç duvarlı evler inşa edilmiştir. Yerleşimler belirli bir plan dâhilinde büyümüştür. Evlerin içindeki ocaklar, depolama alanları ve işlikler gündelik yaşamın mekâna sabitlendiğini göstermektedir.
Anadolu ve Levant bölgesi Neolitik sürecin en yoğun izlendiği alanlardır. Güneydoğu Anadolu’da bulunan yerleşimler bu dönüşümün erken örneklerini sunar. Göbeklitepe çevresi tarım öncesi anıtsal yapıların varlığını gösterirken, Neolitik dönemde bu sembolik merkezlerin yerini köy yerleşimleri almaya başlamıştır.


Bu dönemde çanak çömlek henüz yaygın değildir. Erken Neolitik evre literatürde Çanak Çömleksiz Neolitik olarak adlandırılır. Kaplar çoğunlukla taş, kemik ve ahşap malzemeden yapılmıştır. Öğütme taşları ve orak bıçakları yaygın biçimde kullanılmıştır. Bu aletler tarımsal üretimin maddi kanıtlarıdır.
Mezar uygulamaları Neolitik dönemde belirgin bir süreklilik gösterir. Ölüler çoğu zaman evlerin tabanına ya da yerleşim alanlarının içine gömülmüştür. Bazı bireylerin kafatasları çıkarılmış ve ayrı alanlarda saklanmıştır. Bu uygulama farklı bölgelerde benzer biçimde görülmektedir. Arkeolojik kayıtlar bu pratiğin bölgesel bir gelenek olduğunu göstermektedir.
Topluluk büyüklüğü Neolitik dönemde artmıştır. Yerleşim alanlarının genişliği ve yapı yoğunluğu nüfus artışına işaret eder. Ancak belirgin bir merkezi yönetim ya da sınıfsal ayrışmaya dair güçlü kanıtlar bu erken evrede sınırlıdır. Yapılar arasında boyut farkları olmakla birlikte aşırı eşitsizlik göstergeleri tespit edilmemiştir.
Neolitik dönemin ilerleyen aşamalarında üretim fazlası ortaya çıkmaya başlamıştır. Depolama çukurları ve ambar benzeri yapılar bu fazlanın kontrol altına alındığını göstermektedir. Bu gelişme topluluk içi ilişkilerin yeniden düzenlenmesine zemin hazırlamıştır.
MÖ 7000 sonrasında Neolitik yaşam biçimi Anadolu’nun batısına, Ege’ye ve Avrupa içlerine doğru yayılmaya başlamıştır. Bu yayılma hem nüfus hareketleriyle hem de kültürel etkileşim yoluyla gerçekleşmiştir. Arkeolojik buluntular benzer tarım tekniklerinin farklı coğrafyalarda kullanıldığını göstermektedir.
Neolitik dönem arkeolojik veriler ışığında değerlendirildiğinde, insanlık tarihinde üretim ekonomisinin kurulduğu, yerleşik yaşamın kalıcı hâle geldiği ve toplumsal örgütlenmenin yeni bir ölçeğe taşındığı bir evre olarak tanımlanır. Bu dönem MÖ 6500 sonrasında yeni bir aşamaya, yani Kalkolitik döneme doğru evrilmiştir.
KALKOLİTİK DÖNEM VE ERKEN BÖLGESEL TOPLULUKLAR
MÖ 6500 – MÖ 3500
Kalkolitik dönem, taş alet teknolojisinin sürdüğü ancak bakırın sınırlı ve deneysel biçimde kullanılmaya başlandığı bir geçiş evresidir. Arkeolojik veriler bu dönemin tarım köylerinden erken karmaşık toplumlara doğru ilerleyen bir süreci temsil ettiğini göstermektedir. Kalkolitik çağda henüz tam anlamıyla devletler yoktur ancak bölgesel topluluklar, kültürel ağlar ve yerel güç merkezleri belirginleşmiştir.
Bu dönemde Anadolu, Mezopotamya, Levant, İran Platosu, Balkanlar, Nil Vadisi, İndus Havzası ve Çin’in bazı bölgeleri eş zamanlı fakat birbirinden bağımsız gelişim süreçleri yaşamıştır. Bu toplumlar arasında doğrudan siyasi imparatorluk ilişkileri yoktur ancak ticaret, göç ve kültürel etkileşim arkeolojik olarak izlenebilmektedir.
ANADOLU VE YAKIN DOĞU
Anadolu’da Kalkolitik dönemde Hacılar, Canhasan, Köşk Höyük ve benzeri yerleşimler bulunmaktadır. Bu yerleşimler tarıma dayalı ekonomiye sahiptir. Kerpiç mimari gelişmiştir. Evler arasında planlı yerleşim izleri görülür. Henüz surlu şehirler yaygın değildir. Topluluklar akrabalık temelli örgütlenmiştir.
Levant bölgesinde Jericho gibi yerleşimler Neolitik’ten Kalkolitik’e geçişi sürdürmektedir. Bu yerleşimlerde nüfus artışı gözlemlenir. Tarımsal üretim yoğunlaşmış, depolama sistemleri gelişmiştir. Jericho’da görülen erken surlar, savunma yapılarının bu dönemde sınırlı da olsa ortaya çıktığını göstermektedir.
Bu bölgelerde topluluklar arasında küçük ölçekli çatışmalar mümkündür ancak arkeolojik olarak büyük ve sürekli savaşlara dair kanıtlar sınırlıdır. Şiddet daha çok yerel ve dönemsel görünmektedir.
MEZOPOTAMYA
Mezopotamya’da Kalkolitik dönemin en önemli kültürü Halaf ve ardından Ubeyd kültürüdür. Ubeyd kültürü özellikle güney Mezopotamya’da yoğunlaşmıştır. Sulama kanallarının erken biçimleri bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bu durum üretim kapasitesini artırmış ve nüfus yoğunlaşmasına yol açmıştır.
Ubeyd yerleşimleri arasında mimari benzerlikler görülmektedir. Tapınak benzeri yapılar ilk kez belirginleşmiştir. Bu yapılar henüz devlet tapınakları değildir ancak kamusal alanın ortaya çıktığını göstermektedir.
Mezopotamya’da bu dönemde henüz şehir devletleri yoktur. Ancak yerleşimler arasında hiyerarşik farklar oluşmaya başlamıştır. Bazı merkezler çevre köylerden daha büyük ve etkilidir. Bu durum erken bölgesel liderlik biçimlerine işaret eder.
Savaşlara dair doğrudan yazılı kanıt yoktur. Ancak bazı yerleşimlerde savunma hendekleri ve silah izleri sınırlı çatışmaların varlığını düşündürmektedir.
İRAN PLATOSU
İran platosunda Susa ve çevresi Kalkolitik dönemde önemli bir merkez hâline gelmiştir. Susa, Mezopotamya ile İran iç bölgeleri arasında bir geçiş noktasıdır. Bu durum ticaretin erken biçimlerini ortaya çıkarmıştır.
Bu bölgede bakır işçiliği Anadolu ve Mezopotamya’ya kıyasla daha erken ve yaygındır. Yerleşimler tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Merkezi otoriteye dair açık kanıtlar yoktur ancak bölgesel elitlerin ortaya çıktığı düşünülmektedir.
MISIR VE NİL VADİSİ
Nil Vadisi’nde Kalkolitik döneme denk gelen Badari ve Naqada kültürleri gelişmiştir. Bu kültürler tarıma dayalıdır ve Nil’in düzenli taşkınlarından yararlanmıştır. Çömlekçilik belirgin biçimde gelişmiştir.
Naqada döneminde mezar yapıları farklılaşmaya başlamıştır. Bazı mezarlar daha zengin buluntular içerir. Bu durum toplumsal farklılaşmanın başladığını göstermektedir. Nil boyunca yerleşimler arasında rekabetin arttığı düşünülmektedir. Bu rekabet ilerleyen dönemde Yukarı ve Aşağı Mısır’ın birleşmesine giden süreci hazırlamıştır.
HİNT ALT KITASI
İndus Vadisi’nde Kalkolitik döneme denk gelen erken yerleşimler ortaya çıkmıştır. Bu yerleşimler henüz Harappa uygarlığı değildir. Tarım, hayvancılık ve el sanatları gelişmektedir. Bölgesel kültürler birbirine benzer özellikler taşır.
Bu dönemde büyük savaşlara dair kanıt yoktur. Yerleşimler arasında ticari etkileşimler olduğu anlaşılmaktadır.
AVRUPA VE BALKANLAR
Balkanlar ve Orta Avrupa’da Kalkolitik dönemde bakır kullanımı yaygınlaşmıştır. Varna kültürü bu dönemin en dikkat çekici örneklerinden biridir. Varna mezarlığında bulunan zengin gömüler, Avrupa’da erken sosyal tabakalaşmanın kanıtı olarak kabul edilir.
Bu bölgelerde topluluklar arasında rekabetin arttığına dair dolaylı kanıtlar vardır. Ancak henüz kalıcı ordular ya da geniş çaplı savaşlar söz konusu değildir.
GENEL DEĞERLENDİRME
MÖ 6500 ile MÖ 3500 arasındaki Kalkolitik dönem, insanlık tarihinde köy toplumlarından erken karmaşık topluluklara geçişin yaşandığı bir evredir. Henüz yazı yoktur. Devlet yoktur. Ancak bölgesel merkezler, toplumsal farklılaşma ve üretim fazlası belirginleşmiştir.
Bu dönemde savaşlar sınırlı, yerel ve süreksizdir. Toplumlar arası ilişkiler daha çok ticaret, göç ve kültürel etkileşim yoluyla kurulmuştur. Kalkolitik çağ, büyük medeniyetlerin ortaya çıkacağı Tunç Çağı’nın altyapısını oluşturmuştur.

TUNÇ ÇAĞI VE İLK DEVLETLERİN ORTAYA ÇIKIŞI
MÖ 3500 – MÖ 1200
MÖ 3500 sonrasında insanlık tarihinde niteliksel bir eşik aşılmıştır. Tunç Çağı olarak adlandırılan bu dönem, bakır ve kalayın alaşımı olan tunç metalinin sistemli biçimde kullanılması, yazının ortaya çıkışı, şehirlerin kurulması ve ilk devlet biçimlerinin oluşmasıyla tanımlanır. Bu dönemden itibaren arkeolojik veriler yazılı kaynaklarla desteklenir. Böylece medeniyetler arası ilişkiler, savaşlar ve siyasal yapılar daha net biçimde izlenebilir hâle gelir.
MEZOPOTAMYA ŞEHİR DEVLETLERİ
MÖ 3500 – MÖ 2300
Mezopotamya Tunç Çağı’nın en erken ve en yoğun merkezidir. Güney Mezopotamya’da Uruk, Ur, Lagash, Eridu, Kish gibi şehir devletleri ortaya çıkmıştır. Bu şehirler bağımsız siyasal birimlerdir. Her şehir kendi tanrısına, tapınağına ve yöneticisine sahiptir.
Uruk döneminde yazı ortaya çıkmıştır. Başlangıçta piktogram biçiminde olan işaretler idari kayıtlar için kullanılmıştır. Tapınak ekonomisi merkezi bir rol oynamıştır. Rahipler ve yöneticiler üretimi ve dağıtımı kontrol etmiştir.
Şehirler arasında sürekli rekabet yaşanmıştır. Sulama kanalları, tarım alanları ve ticaret yolları çatışma konusudur. Lagash ile Umma arasındaki sınır savaşları arkeolojik ve yazılı belgelerle doğrulanmıştır. Bu savaşlar tarihte belgelenmiş en eski savaşlar arasında kabul edilir.

AKAD İMPARATORLUĞU
MÖ 2334 – MÖ 2154
Mezopotamya’da ilk büyük siyasi birlik Akad İmparatorluğu ile kurulmuştur. Akad kralı Sargon, Sümer şehirlerini askeri güçle birleştirmiştir. Bu dönem merkezi yönetimin ortaya çıktığı ilk örneklerden biridir.
Akad ordusu düzenli ve sürekli bir yapıya sahiptir. Fetihler sonucunda Mezopotamya tek bir siyasi otorite altında toplanmıştır. Ancak bu imparatorluk uzun ömürlü olmamıştır. İç isyanlar ve dış baskılar sonucu çökmüştür.
AKAD SONRASI VE UR III DÖNEMİ
MÖ 2100 – MÖ 2000
Akad sonrası dönemde Mezopotamya’da yeniden şehir devletleri güç kazanmıştır. Ur III hanedanı merkezi bir bürokrasi kurmuştur. Vergi kayıtları, iş gücü listeleri ve hukuk metinleri bu döneme aittir.
Bu dönem yazılı idarenin kurumsallaştığı bir evredir. Ancak siyasi birlik yine kırılgandır.
ANTİK MISIR KRALLIĞI
MÖ 3100 – MÖ 2200
Nil Vadisi’nde Yukarı ve Aşağı Mısır MÖ 3100 civarında birleşmiştir. Bu birleşme genellikle Narmer ile ilişkilendirilir. Mısır’da merkezi ve uzun ömürlü bir devlet yapısı oluşmuştur.
Firavun tanrısal bir hükümdar olarak kabul edilmiştir. Devlet, tarım, vergi ve emek organizasyonunu sıkı biçimde kontrol etmiştir. Piramitler Eski Krallık döneminde inşa edilmiştir.
Mısır bu dönemde büyük dış savaşlar yaşamamıştır. Coğrafi izolasyon ve Nil düzeni istikrar sağlamıştır.
İRAN PLATOSU VE ELAM
MÖ 3000 – MÖ 1200
Elam uygarlığı İran platosunda Susa merkezli olarak gelişmiştir. Elam, Mezopotamya ile sürekli rekabet ve etkileşim hâlindedir.
Elam şehirleri zaman zaman Mezopotamya’ya saldırmış, zaman zaman işgal edilmiştir. Bu karşılıklı savaşlar Tunç Çağı boyunca sürmüştür.
ANADOLU VE HİTİTLER
MÖ 2000 – MÖ 1200
Anadolu’da Asur ticaret kolonileri kurulmuştur. Bu koloniler Mezopotamya ile Anadolu arasında ticari bağlar oluşturmuştur.
MÖ 1600 civarında Hitit Devleti ortaya çıkmıştır. Başkent Hattuşa’dır. Hititler merkezi bir krallık kurmuş, yazıyı ve hukuku kullanmıştır.
Hititler Mısır ile MÖ 1274’te Kadeş Savaşı’nı yapmıştır. Bu savaş tarihte bilinen ilk yazılı barış antlaşmasıyla sonuçlanmıştır.


DOĞU AKDENİZ VE MİKEN YUNANI
MÖ 1600 – MÖ 1100
Ege dünyasında Miken uygarlığı gelişmiştir. Saray merkezli krallıklar kurulmuştur. Mikenler deniz ticaretinde aktiftir.
Troya ile ilişkilendirilen çatışmalar bu döneme tarihlenir. MÖ 1200 civarında Miken dünyası çökmüştür.
LEVANT VE KENAN KÜLTÜRLERİ
Levant bölgesinde Ugarit, Byblos ve diğer şehirler ticaret merkezidir. Fenike kültürünün temelleri bu dönemde atılmıştır.
Bu şehirler Mısır, Hitit ve Mezopotamya arasında diplomatik ilişkiler yürütmüştür.
İNDUS VADİSİ UYGARLIĞI
MÖ 2600 – MÖ 1900
Harappa ve Mohenjo Daro merkezli İndus uygarlığı gelişmiştir. Planlı şehirler, kanalizasyon sistemleri ve standart ölçüler kullanılmıştır.
Bu uygarlıkta büyük savaşlara dair kanıtlar sınırlıdır. Merkezi krallık yapısı net değildir.
ÇİN’DE SHANG HANEDANI
MÖ 1600 – MÖ 1046
Çin’de Shang Hanedanı merkezi bir krallık kurmuştur. Tunç silahlar ve yazı kullanılmıştır.
Komşu topluluklarla savaşlar yaşanmıştır. Atlı savaş arabaları bu dönemde kullanılmıştır.
BRONZ ÇAĞI ÇÖKÜŞÜ
MÖ 1200
MÖ 1200 civarında Doğu Akdeniz ve Yakın Doğu’da büyük bir çöküş yaşanmıştır. Birçok şehir terk edilmiş, devletler yıkılmıştır.
Bu çöküşün nedenleri çoklu faktörlere bağlanır. İklim değişikliği, göçler, iç isyanlar ve ticaret ağlarının bozulması arkeolojik olarak tartışılmaktadır.
GENEL DURUM
Tunç Çağı boyunca ilk devletler, ordular, diplomasi ve yazılı hukuk ortaya çıkmıştır. Medeniyetler arası savaşlar artık süreklidir ve belgelenmiştir. Bu dönem MÖ 1200 sonrasında Demir Çağı’na evrilmiştir.
DEMİR ÇAĞI VE BÖLGESEL İMPARATORLUKLAR
MÖ 1200 – MÖ 500
MÖ 1200 sonrasında Tunç Çağı çöküşü ile birlikte Yakın Doğu, Doğu Akdeniz, Anadolu, İran, Hindistan ve Çin’de yeni bir dönem başlamıştır. Demir Çağı olarak adlandırılan bu evrede demirin yaygın biçimde kullanılması, siyasal yapıları, askeri teknolojiyi ve toplumsal örgütlenmeyi köklü biçimde dönüştürmüştür. Tunç üretiminin gerektirdiği kalay ticareti ağlarının çökmesiyle birlikte daha bol bulunan demir stratejik bir üstünlük sağlamıştır.
Bu dönemde büyük imparatorluklar, bölgesel krallıklar ve etnik topluluklar tarih sahnesine çıkmış, yazılı kaynaklar belirgin biçimde artmıştır. Savaşlar, ittifaklar ve fetihler Demir Çağı’nın ayırt edici unsurlarıdır.
ANADOLU VE YAKIN DOĞU
Tunç Çağı’nın sona ermesiyle Hitit Devleti yıkılmıştır. Ancak Anadolu tamamen siyasal boşluğa düşmemiştir. Geç Hitit şehir krallıkları Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu’da varlıklarını sürdürmüştür. Karkamış, Malatya ve Zincirli gibi merkezler bu döneme tarihlenir. Bu krallıklar sınırlı coğrafyalarda hüküm sürmüş, zamanla Asur baskısı altına girmiştir.
Urartu Krallığı Doğu Anadolu’da MÖ 900 civarında ortaya çıkmıştır. Başkent Tuşpa çevresinde güçlü bir merkezî yapı kurulmuştur. Urartular taş mimaride, sulama kanallarında ve kale inşasında ileri bir düzeye ulaşmıştır. Asur İmparatorluğu ile uzun süreli savaşlar yaşanmıştır. Bu savaşlar yazılı Asur kaynaklarında ayrıntılı biçimde kayıt altına alınmıştır.

MEZOPOTAMYA VE ASUR İMPARATORLUĞU
MÖ 900 sonrasında Asur Devleti bölgesel bir krallıktan geniş çaplı bir imparatorluğa dönüşmüştür. Başkentler Ashur, Nimrud ve Ninova çevresinde örgütlenen Asur İmparatorluğu, Yakın Doğu’nun büyük bölümünü kontrol altına almıştır.
Asur ordusu düzenli, disiplinli ve sürekli bir yapıya sahiptir. Kuşatma teknikleri, demir silahlar ve zorunlu göç politikalarıyla geniş topraklar fethedilmiştir. Babil, Levant şehirleri, Anadolu’nun güneyi ve Mısır’ın bir bölümü Asur egemenliğine girmiştir.
Asur yönetimi serttir ancak idari açıdan gelişmiştir. Yazılı kayıtlar, yıllık sefer listeleri ve vergi sistemleri bu döneme aittir. MÖ 612’de Med ve Babil ittifakı sonucunda Asur İmparatorluğu yıkılmıştır.
BABİL VE YENİ BABİL KRALLIĞI
Asur’un çöküşü sonrası Mezopotamya’da Yeni Babil Krallığı güç kazanmıştır. Babil, bölgesel bir merkez hâline gelmiştir. Nebukadnezar döneminde şehir surları ve anıtsal yapılar inşa edilmiştir.
Bu dönemde Babil Asur mirasını devralmış, ancak imparatorluk daha sınırlı bir coğrafyada kalmıştır. MÖ 539’da Persler tarafından fethedilmiştir.
İRAN PLATOSU VE MED PERS DÜNYASI
İran platosunda Medler MÖ 700 civarında bölgesel bir güç hâline gelmiştir. Medler Asur’un yıkılmasında önemli rol oynamıştır.
Ardından Persler yükselmiştir. Pers Krallığı kısa sürede Anadolu’dan Hindistan’a uzanan geniş bir imparatorluk kurmuştur. Merkezi idare, satraplık sistemi ve yol ağları oluşturulmuştur. Persler fethettikleri bölgelerde yerel gelenekleri koruma politikası izlemiştir.
LEVANT VE İSRAİL KRALLIKLARI
Levant bölgesinde Fenike şehirleri Tyros, Sidon ve Byblos ticaret merkezleri olarak öne çıkmıştır. Fenikeliler Akdeniz boyunca koloniler kurmuştur. Kartaca bu kolonilerden biridir.
İsrail ve Yahuda krallıkları MÖ 1000 civarında ortaya çıkmıştır. Kudüs merkezli bu krallıklar sınırlı coğrafyada hüküm sürmüştür. Asur ve Babil saldırıları sonucunda siyasi bağımsızlıklarını kaybetmişlerdir.
MISIR
Mısır Demir Çağı boyunca eski gücünü büyük ölçüde yitirmiştir. Geç Dönem olarak adlandırılan bu evrede Mısır sık sık Asur, Pers ve yerel hanedanlar arasında el değiştirmiştir. MÖ 525’te Pers egemenliğine girmiştir.
EGE VE YUNAN DÜNYASI
Ege dünyasında Miken çöküşü sonrası karanlık çağ yaşanmıştır. MÖ 800 sonrasında polis adı verilen şehir devletleri ortaya çıkmıştır. Atina, Sparta ve Korint bu dönemin öne çıkan merkezleridir.
Yunan şehirleri arasında sürekli savaşlar yaşanmıştır. Aynı zamanda kolonizasyon hareketleriyle Ege ve Karadeniz kıyılarında yerleşimler kurulmuştur.
İTALYA VE ERKEN ROMA
İtalya’da Etrüskler önemli bir uygarlık kurmuştur. Roma başlangıçta küçük bir krallıktır. MÖ 509’da krallık sona ermiş, cumhuriyet kurulmuştur. Bu süreç Demir Çağı’nın son evresine denk gelir.
HİNT ALT KITASI
Hindistan’da Demir Çağı ile birlikte Ganj Havzası’nda krallıklar ortaya çıkmıştır. Mahajanapada olarak bilinen bu siyasi yapılar arasında savaşlar yaşanmıştır. Bu dönem yazılı kaynakların arttığı bir evredir.
ÇİN
Çin’de Zhou Hanedanı Demir Çağı boyunca hüküm sürmüştür. Feodal yapılar, bölgesel savaşlar ve merkezi otoritenin zayıflaması bu dönemin belirgin özellikleridir. Savaşan Devletler dönemi bu sürecin devamıdır.
GENEL DEĞERLENDİRME
MÖ 1200 ile MÖ 500 arasındaki Demir Çağı, büyük imparatorlukların, bölgesel krallıkların ve yoğun savaşların yaşandığı bir evredir. Devlet yapıları kalıcı hâle gelmiş, yazılı tarih artmış, diplomasi ve savaş kurumsallaşmıştır.
Bu dönem MÖ 500 sonrasında Aksiyel Çağ düşünsel dönüşümüyle birlikte yeni bir evreye girecektir. Bir sonraki aşamada Aksiyel Çağ ve eş zamanlı olarak ortaya çıkan büyük düşünsel ve dini gelenekler kronolojik biçimde ele alınabilir.
AKSİYEL ÇAĞ VE EŞ ZAMANLI MEDENİYETLER
MÖ 800 – MÖ 200
MÖ 800 ile MÖ 200 arasındaki dönem tarih yazımında Aksiyel Çağ olarak adlandırılır. Bu adlandırma modern bir kavramsallaştırmadır ancak dönemin kendisi arkeolojik, filolojik ve tarihsel verilerle açık biçimde tanımlanabilmektedir. Bu çağda Yakın Doğu, Doğu Akdeniz, İran, Hindistan ve Çin’de siyasal yapılar Demir Çağı imparatorlukları biçiminde olgunlaşmış, buna paralel olarak düşünsel ve dinsel gelenekler yazılı hâle gelmiştir.
Bu dönem önceki çağlardan kopuş değil, devletleşmiş toplumlarda hukuk, ahlak ve kozmolojiye dair metinlerin sistemleştiği bir evredir. Medeniyetler arasında doğrudan etkileşim sınırlıdır ancak ticaret yolları ve imparatorluk sınırları dolaylı temaslar yaratmıştır.
İRAN DÜNYASI VE AKHAMENİŞ İMPARATORLUĞU
MÖ 550 – MÖ 330
İran platosunda Persler MÖ 550 civarında Akhameniş İmparatorluğu’nu kurmuştur. Kurucu hükümdar II. Kyros’tur. Bu imparatorluk Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Levant’tan Mısır’a ve Orta Asya’ya kadar uzanmıştır.
Akhamenişler satraplık (kral adına tayin edilmiş yöneticiler valiler) sistemiyle yönetilmiştir. Yerel yöneticiler merkezî otoriteye bağlıdır. İmparatorluk içinde farklı halklar, diller ve inançlar bir arada var olmuştur. Arkeolojik ve yazılı veriler Perslerin zorla kültürel asimilasyon uygulamadığını göstermektedir.
Bu dönemde Zerdüştî gelenek yazılı ve sözlü biçimleriyle yaygınlık kazanmıştır. Ateş tapınakları, ahlaki dualar ve kozmik düzen anlayışı Pers yönetici sınıfı üzerinde etkili olmuştur. Persler ile Yunan şehirleri arasında Pers Savaşları yaşanmıştır. Bu savaşlar Ege dünyasının siyasal dengesini etkilemiştir.
ANTİK YUNAN DÜNYASI
MÖ 800 – MÖ 323
Ege dünyasında MÖ 800 sonrasında polis adı verilen şehir devletleri ortaya çıkmıştır. Atina, Sparta, Korint ve Thebai bu dönemin önde gelen merkezleridir. Her polis bağımsız siyasal birimdir.
Yunan dünyasında Perslerle yapılan savaşlar MÖ 490 – MÖ 479 arasında gerçekleşmiştir. Marathon, Salamis ve Plataia savaşları bu çatışmaların en bilinen örnekleridir. Bu savaşlardan sonra Atina kısa süreli bir deniz imparatorluğu kurmuştur.
MÖ 431 – MÖ 404 arasında Peloponez Savaşı yaşanmıştır. Atina ve Sparta arasındaki bu uzun savaş Yunan dünyasını zayıflatmıştır. Ardından Makedonya yükselmiştir.
MÖ 334’te Makedonya Kralı Büyük İskender Anadolu’ya geçerek Pers İmparatorluğu’na karşı sefer başlatmıştır. MÖ 330’da Pers başkenti Persepolis düşmüştür. Bu olay Akhameniş İmparatorluğu’nun sonu olarak kabul edilir.

HELLEENİSTİK DÖNEM
MÖ 323 – MÖ 30
İskender’in ölümünden sonra imparatorluk generalleri arasında bölünmüştür. Ptolemaioslar Mısır’da, Seleukoslar Mezopotamya ve İran’da, Antigonidler Makedonya’da hüküm sürmüştür.
Bu dönem Helenistik dönem olarak adlandırılır. Yunan dili ve kültürü geniş coğrafyalara yayılmıştır. Şehirler planlı biçimde kurulmuş, kütüphaneler ve bilim merkezleri ortaya çıkmıştır.
Helenistik krallıklar arasında sık sık savaşlar yaşanmıştır. Ancak ticaret ve kültürel dolaşım da yoğunlaşmıştır. Mısır’daki İskenderiye bu dönemin en önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
HİNDİSTAN VE MAHAJANAPADA KRALLIKLARI
MÖ 600 – MÖ 200
Hint alt kıtasında Ganj Havzası’nda çok sayıda krallık ortaya çıkmıştır. Bu krallıklar Mahajanapada olarak adlandırılır. Aralarında Magadha öne çıkmıştır.
Bu dönemde Maurya İmparatorluğu kurulmuştur. Chandragupta Maurya MÖ 322 civarında geniş bir imparatorluk oluşturmuştur. Torunu Aşoka döneminde imparatorluk zirveye ulaşmıştır.
Maurya dönemi yazılı fermanlar ve taş kitabelerle belgelenmiştir. Bu fermanlar imparatorluğun idari yapısını ve hukuki düzenlemelerini yansıtmaktadır.


ÇİN VE SAVAŞAN DEVLETLER DÖNEMİ
MÖ 770 – MÖ 221
Çin’de Zhou Hanedanı’nın merkezi gücü zayıflamış, bölgesel devletler ortaya çıkmıştır. Bu dönem Bahar ve Sonbahar ile Savaşan Devletler dönemleri olarak adlandırılır.
Devletler arasında sürekli savaşlar yaşanmıştır. Demir silahlar, büyük ordular ve surlu şehirler bu dönemin karakteristik özellikleridir.
MÖ 221’de Qin Devleti rakiplerini yenerek Çin’i birleştirmiştir. Qin Shi Huang merkezi bir imparatorluk kurmuştur. Yazı sistemi, ölçüler ve yollar standartlaştırılmıştır.



ROMA CUMHURİYETİ
MÖ 509 – MÖ 27
İtalya’da Roma MÖ 509’da cumhuriyet hâline gelmiştir. Başlangıçta yerel bir güç olan Roma, Etrüskler, Samnitler ve Kartaca ile yaptığı savaşlar sonucunda Akdeniz’in büyük bölümünü kontrol altına almıştır.
Pön Savaşları MÖ 264 – MÖ 146 arasında yaşanmıştır. Kartaca’nın yenilgisi Roma’yı Akdeniz’in hâkim gücü yapmıştır.
Roma bu dönemde henüz imparatorluk değildir ancak askeri, hukuki ve idari kurumlar bu çağda şekillenmiştir.
GENEL DURUM
MÖ 800 ile MÖ 200 arasındaki Aksiyel Çağ, büyük imparatorlukların ortaya çıktığı, yazılı hukuk ve idarenin kurumsallaştığı, medeniyetlerin kalıcı siyasal yapılara kavuştuğu bir dönemdir. Bu dönem MÖ 200 sonrasında Roma, Han Çin’i ve Partlar gibi büyük imparatorlukların hüküm sürdüğü yeni bir evreye dönüşecektir.
AKSİYEL ÇAĞ SONRASI İMPARATORLUKLAR DÖNEMİ
MÖ 200 – MS 600
Bu dönem, Aksiyel Çağ’da olgunlaşan siyasal ve düşünsel yapıların büyük imparatorluklar çatısı altında kurumsallaştığı evredir. Yazılı hukuk, profesyonel ordular, vergi sistemleri ve geniş yol ağları bu çağın ortak özellikleridir. Medeniyetler arası ilişkiler artık yalnızca sınır çatışmalarıyla değil, diplomasi, ticaret ve kültürel aktarım yoluyla da şekillenmiştir.
ROMA İMPARATORLUĞU
MÖ 27 – MS 476
MÖ 27’de Octavianus’un Augustus unvanını almasıyla Roma Cumhuriyeti imparatorluğa dönüşmüştür. Roma İmparatorluğu Akdeniz havzasının tamamını, Batı Avrupa’nın büyük bölümünü ve Yakın Doğu’nun bir kısmını kapsayan geniş bir siyasal yapı kurmuştur. Merkezi idare, eyalet sistemi ve profesyonel lejyonlar imparatorluğun temelini oluşturmuştur.
Roma bu dönemde Galya, Britanya, Hispania ve Balkanlar’da genişlemiş, MS 1. yüzyılda Akdeniz çevresinde görece bir istikrar dönemi yaşamıştır. MS 2. yüzyılda imparatorluk en geniş sınırlarına ulaşmıştır. MS 3. yüzyıldan itibaren iç karışıklıklar, ekonomik sorunlar ve sınır baskıları artmıştır.
MS 313’te Hristiyanlık serbest bırakılmış, MS 380’de resmî din hâline gelmiştir. MS 395’te imparatorluk Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmıştır. Batı Roma MS 476’da sona ermiş, Doğu Roma yani Bizans varlığını sürdürmüştür.

BİZANS İMPARATORLUĞU
MS 330 – MS 600
MS 330’da Konstantinopolis’in başkent yapılmasıyla Doğu Roma İmparatorluğu ayrı bir kimlik kazanmıştır. Bizans güçlü bir bürokrasiye, düzenli orduya ve Hristiyan teolojiye dayalı bir devlet yapısı kurmuştur.
Bizans, Sasani İmparatorluğu ile uzun süren savaşlar yaşamıştır. Balkanlar’da Gotlar ve Hunlar gibi göçebe topluluklarla mücadele etmiştir. MS 6. yüzyılda Justinianus döneminde İtalya ve Kuzey Afrika’nın bir kısmı yeniden fethedilmiştir.
İRAN DÜNYASI VE PART–SASANİ İMPARATORLUKLARI
Akhamenişlerin yıkılmasından sonra İran coğrafyasında Part İmparatorluğu MÖ 247 civarında ortaya çıkmıştır. Partlar Roma ile Mezopotamya ve Ermenistan üzerinde uzun süreli savaşlar yürütmüştür. Part yönetimi gevşek bir federatif yapı göstermiştir.
MS 224’te Partların yerini Sasani İmparatorluğu almıştır. Sasani devleti merkeziyetçi bir yapı kurmuş, Zerdüştîliği resmî din hâline getirmiştir. Sasani–Bizans savaşları MS 3. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar aralıklarla sürmüştür. Bu savaşlar iki imparatorluğu da yıpratmıştır.


HİNDİSTAN VE GUPTA DÖNEMİ
MS 320 – MS 550
Hindistan’da Maurya İmparatorluğu’nun ardından bölgesel krallıklar ortaya çıkmıştır. MS 4. yüzyılda Gupta İmparatorluğu kuzey Hindistan’da hâkim güç hâline gelmiştir. Gupta dönemi siyasi istikrar ve kültürel üretimle tanımlanır.
Bu dönemde şehirler gelişmiş, ticaret ağları genişlemiş, madeni para kullanımı yaygınlaşmıştır. Ancak imparatorluk MS 6. yüzyılda Hun kökenli akınlar ve iç zayıflıklar sonucu parçalanmıştır.
ÇİN VE HAN İMPARATORLUĞU
MÖ 202 – MS 220
Qin Hanedanı’nın kısa süren egemenliğinin ardından Han Hanedanı Çin’de uzun ömürlü bir imparatorluk kurmuştur. Han yönetimi merkezi bürokrasiyi güçlendirmiş, Konfüçyüsçülüğü devlet ideolojisi hâline getirmiştir.
İpek Yolu bu dönemde aktif biçimde kullanılmıştır. Çin, Orta Asya ve Akdeniz dünyası dolaylı ticaret ilişkileri kurmuştur. Han İmparatorluğu MS 220’de iç isyanlar ve bölünmeler sonucu sona ermiştir.
ORTA ASYA VE GÖÇEBE İMPARATORLUKLAR
Bu dönemde Hunlar, Kuşanlar ve çeşitli Türk ve İran kökenli topluluklar Orta Asya’da etkin olmuştur. Kuşan İmparatorluğu Hindistan ile Orta Asya arasında bir köprü oluşturmuştur. Bu bölgeler ticaret yolları üzerinde stratejik öneme sahiptir.
AFRİKA VE AKDENİZ’İN GÜNEYİ
Kuzey Afrika Roma egemenliği altındadır. Aksum Krallığı Doğu Afrika’da güçlü bir ticaret devleti olarak ortaya çıkmıştır. Aksum, Kızıldeniz ticaretinde etkin rol oynamıştır ve MS 4. yüzyılda Hristiyanlığı benimsemiştir.
GENEL DURUM
MÖ 200 ile MS 600 arasındaki dönem, büyük imparatorlukların dünya tarihine damga vurduğu bir evredir. Roma, Bizans, Sasani, Han ve Gupta gibi devletler geniş coğrafyalarda idari, askeri ve kültürel sistemler kurmuştur.
Bu imparatorluklar arasındaki sürekli savaşlar, ticaret yollarının kontrolü ve diplomatik ilişkiler tarihsel süreci belirlemiştir. MS 600 sonrasında bu yapıların bir kısmı çökecek, yeni bir dünya düzeni ortaya çıkacaktır.
GEÇ ANTİK ÇAĞIN SONU VE İSLAM’IN ORTAYA ÇIKIŞI
MS 600 – MS 750
MS 600 sonrasında Yakın Doğu ve Akdeniz dünyasında uzun süredir var olan siyasal ve ekonomik dengeler çözülmeye başlamıştır. Bizans ve Sasani imparatorlukları yüzyıllar süren savaşlar nedeniyle askeri, mali ve demografik açıdan zayıflamıştır. Bu zayıflama, Arap Yarımadası merkezli yeni bir siyasal ve dini hareketin kısa sürede geniş coğrafyalara yayılmasına zemin hazırlamıştır.
ARAP YARIMADASI
MS 500 – MS 610
Arap Yarımadası’nda bu dönemde merkezi bir devlet yapısı bulunmamaktadır. Toplum kabile temellidir. Yerleşik hayat sınırlıdır. Mekke, ticaret ve hac merkezi olarak öne çıkar. Kâbe çevresinde çok tanrılı ibadet yaygındır. Yahudi ve Hristiyan topluluklar Hicaz, Yemen ve Necd bölgelerinde mevcuttur.
Siyasi otorite kabile reisleri tarafından yürütülür. Yazılı hukuk yoktur. Sözlü gelenek hâkimdir. Arap Yarımadası Bizans ve Sasani dünyasıyla ticari temas hâlindedir ancak doğrudan siyasi denetim altında değildir.
İSLAM’IN ORTAYA ÇIKIŞI
MS 610 – MS 632
MS 610’da İslam Mekke’de ortaya çıkmıştır. İlk vahiylerin ardından yeni dini topluluk yavaş biçimde şekillenmiştir. Mekke’deki yöneticilerle yaşanan çatışmalar sonucunda MS 622’de Medine’ye göç edilmiştir. Bu olay Hicret olarak adlandırılır ve İslam takviminin başlangıcıdır.
Medine’de siyasi ve dini yapı birlikte kurulmuştur. Topluluk yazılı anlaşmalarla düzenlenmiştir. Kabileler arası ilişkiler yeniden tanımlanmıştır. MS 630’da Mekke barış yoluyla kontrol altına alınmıştır. MS 632’de Hz Muhammed’in ölümüyle yeni bir dönem başlamıştır.

DÖRT HALİFE DÖNEMİ
MS 632 – MS 661
Hz Muhammed’in ölümünden sonra halifelik kurumu ortaya çıkmıştır. İlk dört halife döneminde Arap Yarımadası siyasi birlik altına alınmıştır.
Bu dönemde Bizans ve Sasani topraklarına seferler düzenlenmiştir. Suriye, Filistin, Mısır ve İran kısa sürede İslam yönetimine girmiştir. MS 651’de Sasani İmparatorluğu sona ermiştir. Bizans Anadolu’ya çekilmiştir.
Bu fetihler sırasında mevcut idari yapılar büyük ölçüde korunmuştur. Vergi ve toprak sistemleri devam ettirilmiştir.
EMEVİLER
MS 661 – MS 750
MS 661’de Emevi Hanedanı iktidara gelmiştir. Başkent Şam’dır. İslam devleti imparatorluk ölçeğine ulaşmıştır. Kuzey Afrika, İber Yarımadası, Orta Asya ve Hindistan’ın batısına kadar genişleme gerçekleşmiştir.
Emeviler döneminde Arapça resmî dil hâline getirilmiştir. Para sistemi düzenlenmiştir. Merkezi bürokrasi kurulmuştur. Ancak hanedan yönetimi iç isyanlar ve bölgesel tepkilerle karşılaşmıştır.
MS 711’de İber Yarımadası’na geçilmiştir. MS 732’de Franklarla Poitiers yakınlarında çatışmalar yaşanmıştır. MS 750’de Abbasiler tarafından Emevi yönetimi sona erdirilmiştir.

BİZANS VE SASANİ SONRASI DÜNYA
Bu dönemde Bizans Anadolu, Balkanlar ve Ege’ye çekilmiştir. Sasani devleti tamamen ortadan kalkmıştır. İran coğrafyası yeni bir idari düzene girmiştir.
Akdeniz ticaret dengeleri değişmiştir. Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da yeni siyasal merkezler ortaya çıkmıştır.
BATI AVRUPA
Batı Avrupa’da Frank Krallığı güçlenmiştir. Merovenj ve ardından Karolenj hanedanları öne çıkmıştır. MS 732’de Franklar ile İslam orduları arasında çatışma yaşanmıştır.
GENEL DURUM
MS 600 ile MS 750 arasındaki dönem, Geç Antik Çağ’ın sona erdiği ve Orta Çağ dünyasının şekillendiği evredir. İslam’ın ortaya çıkışı Yakın Doğu’nun siyasal haritasını kökten değiştirmiştir.
Bu süreçte eski imparatorluklar yıkılmış, yeni siyasal ve idari yapılar kurulmuştur. Ticaret yolları, vergi sistemleri ve kentler yeniden düzenlenmiştir.
ORTA ÇAĞ DÜNYASI VE EŞ ZAMANLI DEVLETLER
MS 750 – MS 1300
MS 750 sonrasında dünya tarihi, geniş coğrafyalarda aynı anda var olan büyük siyasal yapıların, bölgesel krallıkların ve ticaret ağlarının birlikte şekillendiği bir evreye girmiştir. Bu dönem yazılı kaynakların bol olduğu, devletler arası ilişkilerin daha net izlenebildiği bir zaman aralığıdır.
ABBASİ HALİFELİĞİ VE İSLAM DÜNYASI
MS 750 – MS 1258
MS 750’de Abbasiler iktidarı ele geçirmiş ve başkenti Bağdat’a taşımıştır. Abbasî Halifeliği kısa sürede Orta Doğu’nun, İran’ın, Mezopotamya’nın ve kısmen Orta Asya’nın hâkim gücü hâline gelmiştir. Halifelik teorik olarak İslam dünyasının tamamını temsil etse de fiili kontrol zamanla zayıflamıştır.
Bağdat bu dönemde büyük bir idari ve ticari merkezdir. Dicle ve Fırat havzaları üretimin temelini oluşturur. İpek Yolu’nun batı uçları Abbasî denetimi altındadır. MS 9. yüzyıldan itibaren merkezi otorite zayıflamış, yerel hanedanlar ortaya çıkmıştır.
Bu dönemde Abbasî topraklarında fiilen bağımsız hâle gelen devletler şunlardır.
Tolunoğulları ve İhşidiler Mısır’da hüküm sürmüştür.
Ağlebiler Kuzey Afrika’da varlık göstermiştir.
Samaniler Horasan ve Maveraünnehir’de etkin olmuştur.
Büveyhiler Bağdat’ta halifeyi nüfuz altına almıştır.
MS 1258’de Moğollar Bağdat’ı ele geçirmiş, Abbasî merkezi otoritesi sona ermiştir.

ENDÜLÜS EMEVİLERİ
MS 756 – MS 1031
İber Yarımadası’nda Emevi hanedanının bir kolu MS 756’da Kurtuba merkezli bağımsız bir emirlik kurmuştur. MS 929’da halifelik ilan edilmiştir. Endülüs, bu dönemde Batı Avrupa’nın en büyük şehirlerinden birine sahipti.
Endülüs Emevileri ile Frank krallıkları arasında sınır çatışmaları yaşanmıştır. MS 11. yüzyılda iç çekişmeler sonucu devlet küçük beyliklere bölünmüştür.
FATIMİLER VE MISIR
MS 909 – MS 1171
Fatimi Devleti Kuzey Afrika’da ortaya çıkmış, MS 969’da Mısır’ı ele geçirerek başkenti Kahire yapmıştır. Akdeniz ticaretinde önemli bir güç hâline gelmiştir. Fatimiler ile Abbasîler arasında siyasi ve ideolojik rekabet yaşanmıştır.
SELÇUKLULAR VE TÜRK DEVLETLERİ
MS 1040 – MS 1300
Orta Asya kökenli Selçuklular MS 1040’ta Gaznelileri yenerek İran ve Horasan’da hâkimiyet kurmuştur. Ardından Anadolu’ya yönelmişlerdir. MS 1071’de Bizans ile Malazgirt Savaşı yapılmış, Anadolu’nun büyük bölümü Türklerin denetimine girmiştir.
Büyük Selçuklu Devleti kısa sürede parçalanmış, Anadolu Selçukluları ve diğer beylikler ortaya çıkmıştır.
BİZANS İMPARATORLUĞU
MS 750 – MS 1204
Bizans bu dönemde Anadolu ve Balkanlar’da varlığını sürdürmüştür. Arap ve Türk akınlarıyla toprak kayıpları yaşamıştır. MS 1204’te Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Konstantinopolis Latinler tarafından ele geçirilmiştir.
BATI AVRUPA KRALLIKLARI
Batı Avrupa’da bu dönemde Frank Krallığı’nın devamı olan Karolenj İmparatorluğu MS 800’de kurulmuştur. MS 9. yüzyılda parçalanmıştır. Ardından Fransa, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ve İngiltere gibi krallıklar ortaya çıkmıştır.
MS 1096 – MS 1291 arasında Haçlı Seferleri düzenlenmiştir. Bu seferler sırasında Levant’ta Haçlı devletleri kurulmuştur.
MOĞOL İMPARATORLUĞU
MS 1206 – MS 1300
MS 1206’da Moğol İmparatorluğu kurulmuştur. Orta Asya’dan Çin’e, İran’dan Doğu Avrupa’ya kadar genişlemiştir. MS 13. yüzyılda dünya tarihinin en büyük kara imparatorluğu hâline gelmiştir.
Moğolların istilaları birçok şehirde yıkıma yol açmıştır. Ancak ticaret yolları tek bir siyasi çatı altında birleşmiştir.

ÇİN VE DOĞU ASYA
Çin’de Tang Hanedanı MS 907’ye kadar hüküm sürmüştür. Ardından Song Hanedanı ortaya çıkmıştır. Çin bu dönemde yoğun ticaret, şehirleşme ve bürokratik gelişim yaşamıştır.
Japonya’da Heian ve Kamakura dönemleri yaşanmıştır. Kore’de Goryeo Krallığı hüküm sürmüştür.
HİNDİSTAN
Hindistan’da bu dönemde çeşitli bölgesel krallıklar hüküm sürmüştür. Kuzey Hindistan’da Gazneliler ve ardından Delhi Sultanlığı kurulmuştur. Güney Hindistan’da Chola ve Pandya krallıkları deniz ticaretinde etkili olmuştur.
AFRİKA
Kuzey Afrika’da İslam devletleri hâkimdir. Sahra altı Afrika’da Gana, Mali ve Songhay krallıkları ortaya çıkmıştır. Altın ticareti bu devletlerin temel gücüdür.
GENEL DURUM
MS 750 – MS 1300 arasındaki dönem, dünya tarihinin çok merkezli bir yapıya sahip olduğu bir evredir. Aynı anda İslam dünyası, Hristiyan Avrupa, Çin, Hindistan ve Afrika’da güçlü devletler var olmuştur.
Bu çağ, ticaret yollarının küresel ölçekte birleştiği, savaşların yoğunlaştığı ve kültürlerin karşılaştığı bir dönemdir. MS 1300 sonrasında ise yeni bir kırılma yaşanacak, Orta Çağ’dan erken modern döneme geçiş başlayacaktır.
ERKEN MODERN DÖNEM VE KÜRESEL DÖNÜŞÜM
MS 1300 – MS 1700
MS 1300 sonrasında dünya tarihi, Orta Çağ’a özgü siyasal ve ekonomik yapıların çözülmeye başladığı, kıtalar arası temasların hızlandığı ve devletlerin askeri, idari ve mali açıdan yeniden örgütlendiği bir evreye girmiştir. Bu dönem Avrupa merkezli gelişmelerle tanımlansa da eş zamanlı olarak İslam dünyasında, Asya’da ve Afrika’da güçlü devletler varlığını sürdürmüş, küresel sistem çok merkezli bir yapı göstermiştir.
AVRUPA VE BATI DÜNYASI
MS 1300 – MS 1500 arasında Avrupa’da feodal düzen çözülmeye başlamıştır. MS 1347 – MS 1351 arasında Kara Veba Avrupa nüfusunun büyük bir bölümünü yok etmiş, emek piyasalarını ve toplumsal yapıyı köklü biçimde etkilemiştir. Bu demografik kırılma, serfliğin zayıflamasına ve merkezî krallıkların güçlenmesine zemin hazırlamıştır.
İngiltere ve Fransa arasında MS 1337 – MS 1453 arasında Yüz Yıl Savaşları yaşanmıştır. Bu savaşlar feodal şövalye ordularının yerini ücretli ve ateşli silah kullanan orduların almaya başladığını göstermiştir.
İtalya’da Venedik, Ceneviz ve Floransa gibi şehir devletleri Akdeniz ticaretinin merkezleri hâline gelmiştir. Bu kentler bankacılık, muhasebe ve deniz ticareti alanlarında öncü olmuştur.
MS 1453’te Konstantinopolis’in Osmanlılar tarafından alınmasıyla Bizans İmparatorluğu sona ermiştir. Aynı yıl matbaanın Avrupa’da yaygınlaşması bilgi dolaşımını hızlandırmıştır.
OSMANLI İMPARATORLUĞU
Osmanlı Devleti MS 14. yüzyılın başlarında Anadolu’da bir beylik olarak ortaya çıkmış, MS 1453 sonrası imparatorluk ölçeğine ulaşmıştır. Balkanlar, Anadolu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika Osmanlı egemenliğine girmiştir.
Osmanlılar merkezi bürokrasi, düzenli ordu ve vergi sistemi kurmuştur. Kapıkulu ordusu ve tımar sistemi devletin askeri ve mali temelini oluşturmuştur. Osmanlılar Safevi ve Habsburg devletleriyle uzun süreli savaşlar yürütmüştür.
MS 1517’de Memlük Devleti yıkılmış, Mısır ve Hicaz Osmanlı yönetimine girmiştir. Bu olay Osmanlıları İslam dünyasının en güçlü siyasal otoritesi hâline getirmiştir.
SAFEVİ DEVLETİ
Safevi Devleti MS 1501’de İran merkezli olarak kurulmuştur. Şii İslam devletin resmî mezhebi ilan edilmiştir. Safeviler ile Osmanlılar arasında uzun süreli ve yıkıcı savaşlar yaşanmıştır. Bu savaşlar Anadolu ve İran coğrafyasının demografik yapısını etkilemiştir.
Safeviler merkezi yönetimi güçlendirmiş, İran platosunda kalıcı bir devlet geleneği oluşturmuştur.
BABÜR İMPARATORLUĞU
Hindistan’da MS 1526’da Babür İmparatorluğu kurulmuştur. Babürler Orta Asya kökenlidir. Kuzey Hindistan’da geniş bir hâkimiyet alanı oluşturmuşlardır.
Babür devleti tarıma dayalı güçlü bir mali sistem kurmuş, büyük şehirler ve anıtsal mimari gelişmiştir. Babürler yerel geleneklerle İslam idari yapısını birleştirmiştir.


AVRUPA’DA KEŞİFLER VE DENİZAŞIRI İMPARATORLUKLAR
MS 1492’de Amerika kıtasına ulaşılmasıyla Avrupa’nın küresel etkisi hızla artmıştır. İspanya ve Portekiz denizaşırı imparatorluklar kurmuştur. Altın ve gümüş akışı Avrupa ekonomisini dönüştürmüştür.
Yerel Amerika uygarlıkları Aztek ve İnka devletleri kısa sürede yıkılmıştır. Bu fetihler askeri üstünlük, hastalıklar ve yerel ittifaklar yoluyla gerçekleşmiştir.
MS 16. ve 17. yüzyıllarda Hollanda, İngiltere ve Fransa denizaşırı ticaret şirketleri kurmuştur. Atlas Okyanusu dünya ticaretinin merkezi hâline gelmiştir.
ÇİN VE DOĞU ASYA
Çin’de Ming Hanedanı MS 1368 – MS 1644 arasında hüküm sürmüştür. Merkezi bürokrasi ve tarım ekonomisi sürmüştür. Deniz seferleri sınırlı kalmış, kara merkezli politika tercih edilmiştir.
MS 1644’te Qing Hanedanı iktidarı ele geçirmiştir. Çin bu dönemde nüfus ve üretim açısından dünyanın en büyük devletlerinden biri olmaya devam etmiştir.
Japonya’da MS 1603’te Tokugawa Şogunluğu kurulmuştur. Ülke dışa kapalı bir siyaset izlemiştir.
AFRİKA
Kuzey Afrika Osmanlı egemenliği altındadır. Sahra altı Afrika’da Songhay İmparatorluğu MS 16. yüzyılda en güçlü dönemini yaşamış, ardından Fas merkezli saldırılarla zayıflamıştır.
Doğu Afrika’da Swahili şehirleri Hint Okyanusu ticaretine katılmıştır.
GENEL DURUM
MS 1300 – MS 1700 arasındaki erken modern dönem, dünya tarihinin küresel ölçekte bütünleşmeye başladığı bir evredir. Ateşli silahlar, denizcilik, merkezî devletler ve dünya ticareti bu dönemin ayırt edici özellikleridir.
Bu çağda devletler arası rekabet küresel boyuta taşınmıştır. MS 1700 sonrasında modern çağın siyasal ve ekonomik yapıları belirginleşecektir.
MODERN ÇAĞ VE SANAYİLEŞMİŞ DEVLETLER
MS 1700 – MS 1900
MS 1700 sonrasında dünya tarihinde siyasal, askeri ve ekonomik yapılar köklü biçimde dönüşmüştür. Bu dönem sanayileşme, merkezî ulus devletlerin güçlenmesi, ideolojik hareketlerin ortaya çıkışı ve küresel güç dengesinin Avrupa lehine kaymasıyla tanımlanır. Yazılı kaynaklar, istatistikler ve diplomatik belgeler bu çağın ayrıntılı biçimde izlenmesini mümkün kılar.
AVRUPA VE ATLANTİK DÜNYA
MS 1700’lerin başında Avrupa’da mutlak monarşiler hâkimdir. Fransa, İngiltere, İspanya, Avusturya ve Prusya kıtanın başlıca güçleridir. MS 1701 – MS 1714 arasında İspanya Veraset Savaşı yaşanmış, Avrupa güç dengesi yeniden düzenlenmiştir.
İngiltere’de MS 1688 sonrası anayasal monarşi güç kazanmıştır. Parlamento merkezli yönetim, mali piyasalar ve deniz gücü İngiltere’yi küresel bir aktöre dönüştürmüştür. MS 1756 – MS 1763 arasında Yedi Yıl Savaşları yaşanmış, İngiltere Kuzey Amerika ve Hindistan’da üstünlük sağlamıştır.
MS 1789’da Fransa’da devrim gerçekleşmiştir. Monarşi devrilmiş, cumhuriyet ilan edilmiştir. Devrim süreci Avrupa genelinde savaşlara yol açmıştır. MS 1799’da Napolyon iktidara gelmiş, MS 1804’te imparatorluğunu ilan etmiştir. Napolyon Savaşları MS 1815’e kadar sürmüş, Viyana Kongresi ile Avrupa’da yeni bir denge kurulmuştur.


SANAYİ DEVRİMİ
MS 18. yüzyılın ortalarında İngiltere’de Sanayi Devrimi başlamıştır. Buhar gücü, tekstil makineleri ve demir üretimi sanayiyi dönüştürmüştür. Kısa sürede Fransa, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri sanayileşme sürecine girmiştir.
Sanayi Devrimi şehirleşmeyi hızlandırmış, işçi sınıfı ortaya çıkmış, tarım toplumlarından sanayi toplumlarına geçiş yaşanmıştır. Bu dönüşüm sosyal gerilimleri ve yeni siyasal hareketleri doğurmuştur.
AMERİKA KITASI
MS 1776’da Kuzey Amerika’daki İngiliz kolonileri bağımsızlıklarını ilan etmiş ve Amerika Birleşik Devletleri kurulmuştur. MS 19. yüzyıl boyunca ABD batıya doğru genişlemiştir.
Latin Amerika’da MS 1808 – MS 1825 arasında İspanyol ve Portekiz egemenliği sona ermiştir. Meksika, Kolombiya, Arjantin ve Şili gibi devletler bağımsızlık kazanmıştır. Ancak bu bölgelerde siyasi istikrarsızlık yaygın olmuştur.
OSMANLI İMPARATORLUĞU VE DOĞU DÜNYASI
Osmanlı İmparatorluğu MS 18. yüzyılda askeri ve ekonomik olarak Avrupa karşısında zorlanmaya başlamıştır. MS 1798’de Napolyon’un Mısır Seferi Osmanlı topraklarında doğrudan Avrupa müdahalesinin göstergesidir.
MS 19. yüzyılda Osmanlı Devleti reform süreçlerine girmiştir. Tanzimat Fermanı MS 1839’da ilan edilmiştir. Merkezi idare, hukuk ve ordu yeniden düzenlenmeye çalışılmıştır. Buna rağmen Balkanlar’da milliyetçi isyanlar yayılmıştır.
İRAN VE ORTA ASYA
İran’da Kaçar Hanedanı MS 1796’da iktidara gelmiştir. İran, Rusya ve İngiltere’nin nüfuz mücadelesi alanı hâline gelmiştir. Orta Asya’da hanlıklar Rus İmparatorluğu tarafından aşamalı olarak işgal edilmiştir.
HİNDİSTAN
Hindistan MS 18. yüzyılın sonlarından itibaren İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin denetimine girmiştir. MS 1857’de büyük bir ayaklanma yaşanmış, ardından Hindistan doğrudan İngiliz Kraliyeti’ne bağlanmıştır.
ÇİN VE DOĞU ASYA
Çin’de Qing Hanedanı MS 18. ve 19. yüzyıllarda nüfus açısından büyümüş ancak askeri ve teknolojik açıdan geri kalmıştır. MS 1839 – MS 1842 arasında Afyon Savaşları yaşanmış, Çin Batılı güçlere ticari ayrıcalıklar tanımak zorunda kalmıştır.
Japonya MS 1868’de Meiji Restorasyonu ile modernleşme sürecine girmiştir. Kısa sürede sanayileşmiş ve bölgesel bir güç hâline gelmiştir.
AFRİKA
MS 19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa devletleri Afrika kıtasını paylaşmaya başlamıştır. Bu süreç Sömürgecilik Dönemi olarak adlandırılır. Fransa, İngiltere, Almanya ve Belçika kıta üzerinde geniş kontrol alanları kurmuştur.
GENEL DURUM
MS 1700 – MS 1900 arasındaki modern çağ, sanayi, ulus devlet ve ideolojilerin belirleyici olduğu bir evredir. Dünya ekonomisi küresel ölçekte bütünleşmiş, Avrupa merkezli bir güç dengesi oluşmuştur. Bu dönem MS 1900 sonrasında dünya savaşları ve ideolojik çatışmalarla yeni bir evreye girecektir.
ÇAĞDAŞ DÖNEM VE KÜRESEL SİSTEM
MS 1900 – GÜNÜMÜZ
MS 1900 sonrasında dünya tarihi, sanayileşmiş ulus devletlerin küresel ölçekte çatıştığı, ideolojik blokların oluştuğu ve nihayetinde çok merkezli bir küresel sistemin ortaya çıktığı bir evreye girmiştir. Bu dönem yazılı, görsel ve istatistiksel kaynaklarla ayrıntılı biçimde belgelenmiştir.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE İMPARATORLUKLARIN ÇÖKÜŞÜ
MS 1914 – MS 1918
MS 1914’te Avrupa merkezli bir kriz dünya savaşına dönüşmüştür. Savaşın tarafları İtilaf Devletleri ve İttifak Devletleri olarak iki blokta toplanmıştır. Sanayileşmiş ordular, kitlesel seferberlik ve modern silahlar kullanılmıştır.
Savaş sonunda Osmanlı, Avusturya Macaristan, Alman ve Rus imparatorlukları çökmüştür. Avrupa ve Orta Doğu’da yeni ulus devletler kurulmuştur. Milletler Cemiyeti uluslararası düzeni sağlamak amacıyla oluşturulmuştur.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI
MS 1939 – MS 1945
MS 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgaliyle ikinci dünya savaşı başlamıştır. Savaş Avrupa, Asya ve Afrika’ya yayılmıştır. Nazi Almanyası, Faşist İtalya ve Japonya Mihver Devletleri olarak savaşmıştır.
MS 1945’te Almanya ve Japonya teslim olmuştur. Savaş sivil kayıpların çok yüksek olduğu bir çatışma olmuştur. Nükleer silah ilk kez kullanılmıştır. Birleşmiş Milletler kurulmuştur.
SOĞUK SAVAŞ
MS 1945 – MS 1991
Savaş sonrası dünya iki ana blok etrafında şekillenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde Batı Bloku ve Sovyetler Birliği öncülüğünde Doğu Bloku ortaya çıkmıştır. Doğrudan büyük savaş yaşanmamış, vekalet savaşları yürütülmüştür.
Kore Savaşı, Vietnam Savaşı, Orta Doğu ve Afrika’daki çatışmalar bu döneme aittir. NATO ve Varşova Paktı askeri ittifaklar olarak kurulmuştur.
MS 1991’de Sovyetler Birliği dağılmış, Soğuk Savaş sona ermiştir.



SÖMÜRGECİLİK SONRASI DÖNEM
MS 1945 sonrasında Asya ve Afrika’da sömürge yönetimleri sona ermiştir. Hindistan, Cezayir, Endonezya ve birçok Afrika ülkesi bağımsızlığını kazanmıştır. Ancak yeni devletler siyasi istikrarsızlık ve ekonomik sorunlarla karşılaşmıştır.
ORTA DOĞU VE MODERN DEVLETLER
Osmanlı sonrası Orta Doğu’da manda yönetimleri kurulmuştur. İsrail Devleti MS 1948’de ilan edilmiştir. Bölge MS 20. yüzyıl boyunca savaşlar ve krizler yaşamıştır.
Petrol kaynakları bölgesel ve küresel siyasette belirleyici hâle gelmiştir.
ÇİN VE DOĞU ASYA
Çin’de MS 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti kurulmuştur. MS 20. yüzyılın sonlarında ekonomik reformlarla küresel ekonomiye entegre olmuştur.
Japonya savaş sonrası dönemde sanayileşmiş bir ekonomi olarak yeniden yapılanmıştır. Kore Yarımadası bölünmüştür.
KÜRESELLEŞME VE DİJİTAL ÇAĞ
MS 1990 – GÜNÜMÜZ
MS 1990 sonrasında küresel ticaret, iletişim ve finans ağları yoğunlaşmıştır. İnternet ve dijital teknolojiler toplumsal ve ekonomik yapıları dönüştürmüştür.
Ulus devletler varlığını sürdürmekle birlikte çok uluslu şirketler, uluslararası kuruluşlar ve küresel ağlar etkili aktörler hâline gelmiştir.
GENEL DURUM
MS 1900 sonrası çağdaş dönem, dünya tarihinin en hızlı değişimlerinin yaşandığı evredir. İki dünya savaşı, ideolojik kutuplaşma, sömürgeciliğin sona ermesi ve küreselleşme bu dönemin belirleyici unsurlarıdır.
GEÇ ÇAĞDAŞ DÖNEM VE GÜNÜMÜZ DÜNYASI
MS 2000 – MS 2025
MS 2000 sonrasında dünya tarihi, Soğuk Savaş sonrası kurulan tek kutuplu düzenin aşınması, bölgesel güçlerin yükselişi ve teknolojik dönüşümün hızlanmasıyla tanımlanır. Bu dönem tarihsel olarak henüz kapanmamış olmakla birlikte olaylar kronolojik ve olgusal düzlemde izlenebilmektedir.
KÜRESEL SİYASET VE GÜÇ DENGELERİ
MS 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen büyük terör saldırıları küresel güvenlik anlayışını köklü biçimde değiştirmiştir. Bunu izleyen yıllarda Afganistan ve Irak’ta savaşlar yaşanmıştır. Bu müdahaleler Orta Doğu’nun siyasal yapısını istikrarsızlaştırmış, devlet otoriteleri zayıflamış ve uzun süreli çatışma alanları oluşmuştur.
MS 2010 sonrası dönemde Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da toplumsal ayaklanmalar yaşanmıştır. Bu süreç bazı ülkelerde rejim değişikliğiyle sonuçlanmış, bazı ülkelerde ise iç savaşlara dönüşmüştür. Bu gelişmeler küresel göç hareketlerini hızlandırmıştır.
Avrupa Birliği genişleme sürecini sürdürmüş ancak ekonomik krizler ve siyasal ayrışmalarla karşılaşmıştır. MS 2016’da Birleşik Krallık Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı almıştır.
Rusya, Çin ve bölgesel güçler küresel siyasette daha belirgin roller üstlenmiştir. Çin ekonomik büyüklük ve teknolojik üretim açısından küresel bir merkez hâline gelmiştir. Çok kutuplu bir uluslararası düzen ortaya çıkmıştır.

TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜM
MS 2000 sonrasında dijitalleşme hız kazanmıştır. İnternet, mobil iletişim ve yapay zekâ teknolojileri toplumsal ilişkileri, üretim biçimlerini ve devletlerin denetim kapasitesini dönüştürmüştür. Bilgi dolaşımı küresel ölçekte anlık hâle gelmiştir.
Sanayi üretimi otomasyon ve veri temelli sistemlere yönelmiştir. Emek piyasaları dönüşmüş, geleneksel meslekler zayıflarken yeni uzmanlık alanları ortaya çıkmıştır. Bu dönüşüm sosyal eşitsizlikleri derinleştirmiştir.
EKONOMİ VE KÜRESEL SİSTEM
Küresel ekonomi finans merkezli bir yapıya bürünmüştür. MS 2008’de yaşanan küresel finans krizi devletlerin piyasaya müdahalesini artırmıştır. Ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasındaki bağ zayıflamıştır.
Çok uluslu şirketler birçok devletten daha büyük ekonomik güce ulaşmıştır. Üretim zincirleri küresel ölçekte parçalanmıştır.
SAĞLIK VE KÜRESEL KRİZLER
MS 2020’de ortaya çıkan küresel salgın, modern dünyanın kırılganlığını açık biçimde göstermiştir. Devletler sınırlarını kapatmış, ekonomik faaliyetler durma noktasına gelmiştir. Bilimsel üretim ve sağlık sistemleri tarihsel ölçekte merkezi bir rol üstlenmiştir.
Bu dönem aynı zamanda çevresel krizlerin belirginleştiği bir evredir. İklim değişikliği, su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik küresel gündemin merkezine yerleşmiştir.
GENEL TARİHSEL DURUM
MS 2000 – MS 2025 arası çağdaş dönem, insanlık tarihinin en yoğun etkileşimli ve en kırılgan evrelerinden biridir. Devletler varlığını sürdürmekle birlikte küresel sorunlar ulusal sınırları aşmaktadır.
Bu noktada insanlık tarihi kronolojik olarak ilk kez aynı anda hem ileri teknolojik kapasiteye hem de derin ontolojik belirsizliklere sahiptir. Siyasal, ekonomik ve kültürel düzen hâlen oluşum hâlindedir.
ÇIPLAK KRONOLOJİ
MÖ 7000000 civarı Afrika’da erken homininler iki ayak üzerinde yürümeye başlar.
MÖ 300000 Homo sapiens Afrika’da ortaya çıkar.
MÖ 70000 Afrika dışına göçler başlar.
MÖ 40000 sembolik davranış, mezar ritüelleri ve mağara sanatı yaygınlaşır.
MÖ 10000 tarım ve yerleşik hayat Bereketli Hilal’de başlar.
MÖ 8500 Anadolu ve Levant’ta Neolitik köyler ortaya çıkar.
MÖ 6500 Kalkolitik dönem, bakır kullanımı ve köy ağları gelişir.
MÖ 3500 Mezopotamya’da yazı ortaya çıkar.
MÖ 3000 şehir devletleri, tapınak ekonomileri ve ilk devletler oluşur.
MÖ 2000 Mezopotamya, Mısır, Hint ve Çin havzalarında yerleşik medeniyetler kurumsallaşır.
MÖ 1200 Tunç Çağı çöküşü, ardından Demir Çağı başlar.
MÖ 800 – MÖ 200 Aksiyel Çağ, felsefi ve ahlaki düşüncenin eş zamanlı doğuşu.
MÖ 550 – MÖ 330 Pers İmparatorluğu.
MÖ 323 – MÖ 30 Helenistik dünya.
MÖ 27 – MS 476 Roma İmparatorluğu.
MS 200 – MS 600 Aksiyel düşüncenin imparatorluklar içinde kurumsallaşması.
MS 610 İslam’ın ortaya çıkışı.
MS 632 – MS 750 İslam’ın yayılışı ve erken halifelik dönemi.
MS 750 – MS 1258 Abbasiler ve Orta Çağ İslam dünyası.
MS 800 – MS 1300 Orta Çağ Avrupa, Çin, Hindistan ve Afrika krallıkları.
MS 1300 – MS 1700 erken modern dönem, imparatorluklar ve küresel ticaret.
MS 1700 – MS 1900 sanayi devrimi ve modern ulus devletler.
MS 1900 – MS 1945 dünya savaşları.
MS 1945 – MS 1991 Soğuk Savaş.
MS 1991 sonrası küreselleşme ve dijital çağ.
ANLAM, İNANÇ VE ZİHNİYET EKSENİNDE ANALİTİK SENTEZ
İnsanlık tarihinin tamamı, biyolojik hayatta kalma çabasından anlam üretimine doğru ilerleyen uzun bir zihinsel evrim sürecidir. Arkeolojik veriler insanın ilk dönemlerde doğayı tehdit ve belirsizlik alanı olarak algıladığını gösterir. Avcı toplayıcı toplumlarda doğa canlıdır, iradelidir ve öngörülemezdir. İnanç bu aşamada korku merkezlidir. Tanrılar ya da ruhlar insanın üzerinde değil içindedir, ormandadır, hayvanda, suda ve göktedir. İnsan doğaya karşı değil doğanın içinde konumlanır.
Tarım ile birlikte anlam dünyasında ilk büyük kırılma yaşanır. Doğa artık yalnızca korkulan değil denetlenmesi gereken bir güçtür. Yağmur, güneş ve toprak düzenli olmalıdır. Bu düzen talebi çok tanrılı sistemleri güçlendirir. Bereket tanrıları, mevsim döngüleri ve ritüeller ortaya çıkar. Ölüm mutlak bir son değil, döngünün parçasıdır. İnanç burada düzeni sürdürme aracıdır.
Şehirlerin ve devletlerin ortaya çıkışıyla tanrılar hiyerarşikleşir. Mezopotamya ve Mısır’da tanrılar artık kozmik yöneticilerdir. İnsan kaderine tabi bir varlıktır. Ahlak içsel değil dışsaldır. İyi olmak tanrıya itaat etmektir. Ölüm sonrası hayat belirsizdir ya da yalnızca seçkinlere açıktır. Bu dönemde anlam korku ve süreklilik arasında kuruludur.
Aksiyel Çağ insan zihninin yön değiştirdiği eşiktir. Tanrı ilk kez ahlaki bir ilke olarak düşünülür. İyilik ve kötülük kozmik değil vicdani bir sorumluluk hâline gelir. İnsan yalnızca itaat eden değil sorumlu bir özne olarak tanımlanır. Bu dönüşüm çok tanrılı yapıdan tek tanrılı ve evrensel ahlaka yönelişi başlatır. Tanrı artık yalnızca güç değil adalet ve merhamet kaynağıdır.
İslam bu zihinsel evrimin geç ama sistemli bir halkasıdır. Önceki medeniyetlerin mirasını reddetmeden dönüştürür. Tanrı mutlak, aşkın ve tektir. Ancak insanla ilişkisi doğrudandır. Aracı sınıf yoktur. Ahlak bireysel niyetle ilişkilidir. Ölüm bir yok oluş değil hesap ve anlamın tamamlanmasıdır. İnanç korkudan çok sorumluluk üretir.
Modern çağda Tanrı fikri geri çekilirken anlam arayışı sona ermez. Bilim, ideoloji ve ulus kavramları yeni anlam üretim alanları hâline gelir. Ancak bu sistemler metafizik yükü tam olarak taşıyamaz. Yirminci yüzyıl savaşları ve krizleri anlam boşluğunu derinleştirir.
Günümüzde insan tarihsel olarak ilk kez Tanrı, doğa ve toplum karşısında aynı anda güçlenmiş ama anlam bakımından kırılgan hâle gelmiştir. Çok tanrılı sistem korkuyu yönetmiş, tek tanrılı sistem ahlakı kurmuş, modern dönem ise anlamı bireyin omuzlarına bırakmıştır. İnsanlık tarihi bu açıdan anlamın dış dünyadan iç dünyaya doğru taşınmasının hikâyesidir.
Bir yanıt yazın