Kendilik bilinci insanın yalnızca düşünen bir varlık olması değil kendini düşünen olarak bilmesi durumudur. İnsan acıkır korkar arzular ve düşünür. Ancak kendilik bilinci bunların ötesinde ben acıkıyorum ben korkuyorum ben düşünüyorum diyebilme yetisidir. Bu yeti insanın yaşantılarını bir merkez etrafında toplamasını sağlar ve süreklilik duygusu üretir. Kendilik bilinci sayesinde insan geçmişte yaşadığını şimdi yaşadığıyla ve gelecekte yaşayacağıyla ilişkilendirir.
bu kavram ilk olarak kişisel kimlik sorusu üzerinden tartışılmıştır. John Locke kendilik bilincini hafıza ile temellendirir. Ona göre insanı insan yapan aynı bedene ya da aynı ruha sahip olması değil geçmiş deneyimlerini hatırlayabilmesidir. Dün yaptığım bir eylemi bugün hatırlıyorsam o eylemi yapan kişi benimdir. Bu yaklaşımda kendilik bilinci zaman içinde kurulan psikolojik bir sürekliliktir.
David Hume insanın içine baktığında sabit bir benlik bulamayacağını söyler. Bilinçte yalnızca algılar duygular düşünceler ve izlenimler vardır. Bunlar sürekli değişir. Bu nedenle değişmeyen bir kendilikten söz edilemez. Kendilik bilinci bu algıların alışkanlık yoluyla birbirine bağlanmasından doğan bir yanılsamadır.
Immanuel Kant ise kendilik bilincini bambaşka bir düzeye taşır. Ona göre ben bilinci deneyimin bir sonucu değil deneyimin koşuludur. Düşüncelerimin hepsine eşlik eden düşünüyorum bilinci olmasaydı deneyimlerim dağınık kalırdı. Kant burada ampirik ben ile transandantal ben arasında ayrım yapar. Ampirik ben yaşadıklarımızla şekillenen benliktir. Transandantal ben ise bu yaşantıları bir arada tutan formel bilinçtir. Bu ben doğrudan deneyimlenemez ama zorunludur.
George Herbert Mead’e göre kendilik bilinci bireyin tek başına içinde doğmaz. İnsan kendini başkalarının bakışıyla öğrenir. Dil ve toplumsal etkileşim olmadan ben bilinci gelişmez. Çocuk önce başkalarına seslenir sonra aynı sesi kendine yöneltir. Bu süreçte kendini bir nesne gibi görmeyi öğrenir. Böylece benlik toplumsal ilişkilerin ürünüdür.
Jean-Paul Sartre Ona göre insan kendini sürekli kuran bir varlıktır. Ben dediğimiz şey sabit bir yapı değildir. İnsan yaptığı seçimlerle kendine bir benlik atfeder. Ancak bu bilinç her zaman eksiktir ve tamamlanmış değildir. İnsan kendisiyle arasında mesafe olan bir varlıktır.
Bu farklı yaklaşımlar bir araya getirildiğinde kendilik bilincinin tek katmanlı olmadığı görülür. Kendilik bilinci biyolojik bir refleks değildir. Saf bir iç gözlem sonucu da değildir. Hafıza ile süreklilik kazanır dil ile şekillenir toplum içinde öğrenilir ve düşünceyle bir merkez etrafında toplanır. Bu nedenle kendilik bilinci doğuştan hazır bir öz değil zaman içinde oluşan bir süreçtir.
Benlik insanın içinden çıkarılan değişmez bir cevher değil tarihsel kültürel ve yaşantısal koşulların bilinçte örgütlenmesidir. Kendilik bilinci bir sahiplik değil bir kurulumdur. İnsan ben olduğunu fark eder ama bu benin nasıl oluştuğunu çoğu zaman gözden kaçırır.
Bir yanıt yazın