Ölçünün gölgesi

İki adam sabahın erken saatlerinde yola koyulmuşlardı. Toprak henüz gece serinliğini bırakmamış, ağaçların gövdeleri nemli bir sessizlikle çevreyi sarmıştı. Yürüdükçe arazi yumuşak yükseltilerle açılıyor, patika yer yer kaybolup yeniden beliriyordu. Bir süre sonra önlerinde aniden bir vadi açıldı. Vadinin ortasında, doğayla kavga etmeyen ama ona da boyun eğmeyen bir düzen vardı. muhteşem bir bahçe bahçenin ortasında muhteşem bir villa. Bahçe ilk bakışta insanı durduran bir simetri taşıyordu. Ağaçlar rastgele değil, sanki görünmez bir ölçüye göre yerleştirilmişti. Uzun ağaçlar kısa olanların önünü kesmiyor, gölge ile ışık birbirine taşmadan dengede duruyordu.

Bahçenin ortasındaki villa. Ne abartılı ne sade, tam olması gerektiği gibi. Taşların rengi çevredeki toprağın tonuyla uyumluydu. Pencereler yalnızca ışık almak için değil, içerideki boşlukla dışarıdaki manzara arasında bir ilişki kurmak için açılmış gibiydi. Kapının yüksekliği insanı ezmiyor ama sıradan da hissettirmiyordu. İçeri girmeseler bile iç düzenin dışarıdan hissedildiği bir mimari vardı. Sanki birileri yalnızca yapı yapmamış insanın orada nasıl yaşayacağını da düşünmüştü.

İki adam uzun süre konuşmadan baktılar. Sonra biri sessizliği bozdu. Burayı yapan biri olmalı dedi. Tek bir kişi değil belki ama bir akıl. Bahçeyi planlayan ayrı yapıyı tasarlayan ayrı renkleri seçen ayrı olamazdı bu bahçeyi ve binayı bilgisi herşeyi kuşatmış sanat ve estetik anlayışı aşkın bir mimar tasarlamış olmalı bu kadar kusursuz olamaz yoksa. Diğeri başını salladı. Tesadüf değil bu. Rüzgârın yönü bile hesaba katılmış gibi. Yağmur nereye düşecek gölge ne zaman uzayacak belli.

Günler geçtikçe vadide kaldılar. Zamanın bu düzenle ne yaptığına tanık oldular. Bahçede önce küçük bozulmalar başladı. Bir ağaç devrildi kimse kaldırmadı. Bir duvar çatladı çatlak büyüdü. Sonra insanlar geldi. Kimi barınmak için kimi sahiplenmek için kimi yalnızca almak için. Tartışmalar çıktı taraflar oluştu. Bahçe bir süre sonra siperlere bölündü. Yapının duvarları afişlerle sloganlarla kaplandı. Odalar amaçlarına göre yeniden düzenlendi. Bir süre sonra silah sesleri yankılandı vadide.

Her çatışmadan sonra birileri yeniden geldi. Taşları yerine koydular ağaçları diktikleri yere yakın bir yere diktiler. Ama artık aynı değildi. Orijinal düzeni tam olarak bilmiyorlardı. Onarmak istedikçe eklediler ekledikçe bozdular. Bahçe bir yamalı bohçaya döndü. Yapı ayakta duruyordu ama artık neye göre yapıldığı belirsizdi. bina ve bahçe ayakta idi ama artık o ilk halindeki gibi değildi değişmişti başkalaşmıştı ama hala yaşanılır hala güzeldi herşeye rağmen hala çekici idi hala akın akın insanlar bu bahçe ve ev için mücade ediyor birbirleri ile savaşmaya kan dökmeye devam ediyorlardı

Adamların biri yıkıntılara bakarak konuştu. Görüyorsun dedi. Sahibi olan yer böyle olmaz. Bu kadar müdahaleye sessiz kalan bir mimar ya yoktur ya da vazgeçmiştir. Eğer biri olsaydı çoktan gelirdi. Düzeni yeniden kurardı. Bu karmaşaya izin vermezdi.

Diğeri yere çöktü. Elini taşların arasına soktu. Tozu silip bir köşe taşı çıkardı. Taşın kenarı hala düzgündü. Sesini alçalttı. Tam tersine dedi. Eğer baştan bir akıl olmasaydı şimdiye kadar çoktan dağılmış olurdu. Bahçede ev de hala ayakta hala talep görüyor hala insanlar buraya sahip olmaya burda kalıcı olmaya çalışıyorlar Herkes yıkıyor ama kimse tamamen yok edemiyor. Çünkü yıktıkları şey yalnızca duvar. Ölçüyü yıkamıyorlar. ne yaparlarsa yapsınlar bozamıyorlar

İlk adam itiraz etti. Ölçü dediğin şey alışkanlıktır. İnsanlar öğrendiğini tekrar eder. Sahip yok sadece geçmişin gölgesi var.

İkinci adam başını kaldırdı. Gölgeler dedi bir ışık olmadan düşmez.

Artık aynı bahçede yürümüyorlardı. Aynı yapıya bakmıyorlardı. Biri her onarımı insanın çaresiz bir oyalanışı olarak görüyordu. Diğeri her onarımda görünmeyen bir merkeze duyulan sezgisel sadakati okuyordu. Biri yokluğu kanıt sayıyordu. Diğeri yokluğu bilinçli bir sınav olarak yorumluyordu.

Bahçe daha da bozuldu. Yapı yeni bir biçim aldı. İlk halinden eser kalmadı denecek kadar değişti. ama bahçede villada hala ayakta hala talep görüyor tamamen de yok olmadı. İki adam artık konuşmuyordu. Sadece bakıyorlardı. Aynı şeye bakıp iki farklı gerçeklik görüyorlardı.

Bu anlatı klasik anlamda düzen ve anlam problemine dair bir temsildir ve iki ayrı ontolojik tutumu karşı karşıya getirir. Bahçenin ve yapının ilk hali üzerinden kurulan akıl yürütme insan zihninin düzen karşısında zorunlu olarak neden aradığını gösterir. Kusursuz oran simetri işlevle estetiğin örtüşmesi ve detayların bütünlük içinde işlemesi tesadüf kavramını dışarıda bırakır. Bu noktada mimar fikri deneyimden doğan zorunlu bir çıkarım gibi görünür. Çünkü insan zihni düzeni daima bilinçli bir iradeye bağlama eğilimindedir. Burada mimar yalnızca bir kişi değil niyet bilgi ve amaç taşıyan bir ilke olarak düşünülmelidir.

Zamanla bahçenin bozulması yapının harap olması ve sürekli kaosun ortaya çıkması ise ikinci bir problemi gündeme getirir. Eğer bir mimar varsa neden müdahale etmemektedir. Neden kusursuzluk korunmamaktadır. Bu soru varlık ile müdahale arasındaki ilişkinin sorgulanmasıdır. Birinci adam mimarın varlığını ilk düzen üzerinden temellendirir ikinci adam ise mimarın yokluğunu mevcut düzensizlik üzerinden savunur. Aslında ikisi de aynı veriye bakar fakat farklı bir zaman kesitini esas alır. Biri başlangıcı diğeri süreci merkeze alır.

Buradaki temel ayrım şudur. Bir şeyin tasarlanmış olması onun sürekli kontrol altında tutulacağı anlamına gelir mi. Mimarlık tecrübesinde bile bir yapı inşa edildikten sonra kullanıcıların iradesine bırakılır. Kullanıcılar yapıyı koruyabilir de tahrip edebilir de. Mimarın geri çekilmesi mimarın hiç var olmadığı anlamına gelmez. Bu geri çekilme bazen bilinçli bir tercihtir. Çünkü özgürlük ancak müdahalesizlik alanında ortaya çıkar. Sürekli müdahale edilen bir yerde sorumluluk doğmaz.

Bahçede insanların sürekli savaşıp yıkması sonra tekrar onarması düzen ile kaosun aynı mekânda ardışık olarak var olabildiğini gösterir. Bu durum mimarın yokluğunu değil mimarın iradesinin insan iradesiyle çatışmasını ima eder. Eğer mimar her yıkımı anında engelleseydi bahçe kusursuz kalırdı ama bahçedeki insanlar hiçbir zaman kendi yıkıcılıklarıyla yüzleşmezdi. Yani bahçe korunurdu fakat insan anlaşılmazdı.

İkinci adamın sahipsizlik iddiası metafizik olarak görünmeyeni yok sayma eğilimini temsil eder. Birinci adamın ısrarı ise varlığı etkiden hareketle düşünme geleneğine dayanır. Burada kesin bir kazanan yoktur. Bir düzenin varlığı mı daha güçlü bir kanıttır yoksa o düzenin korunmaması mı daha güçlü bir itirazdır. Ve daha derin bir soru olarak şunu fısıldar. Eğer mimar müdahale etmiyorsa bu onun yokluğundan mı yoksa bilinçli bir suskunluğundan mı kaynaklanmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir