Özgür İrade

İnsan, hayatı boyunca verdiği kararların kendisine ait olduğuna inanarak yaşar. Bir şeyi seçtiğini, istemediğini reddettiğini, istediğini gerçekleştirdiğini düşünür. Bu yüzden insan özgür olduğunu zanneder ve bu duyguyu çok güçlü şekilde hisseder. Ancak bir duygunun güçlü olması, onun gerçekliğini kanıtlamaz. Sorulması gereken ilk soru, insanın kendisini özgür hissetmesi değil, gerçekten başka türlü davranabilme imkânına sahip olup olmadığıdır.

Bunu anlayabilmek için önce nedenselliğin ne olduğunu anlamak gerekir. Çünkü özgür irade, nedenselliğin dışında tartışılabilecek bir konu değildir. Eğer evrende meydana gelen her olay, kendisinden önce var olan fiziksel, biyolojik ve psikolojik koşulların zorunlu sonucuysa, insanın kararları da bu zincirin dışında düşünülemez. Bu durumda seçim dediğimiz şey, aslında çok daha önce başlamış nedenlerin görünür hâle gelmesinden başka bir anlam taşımaz.

İnsan kendisini yalnızca yaşadığı deneyimlerle inşa etmez. Doğduğu beden, taşıdığı genetik miras, içinde büyüdüğü aile, konuştuğu dil, maruz kaldığı kültür, edindiği alışkanlıklar, korkuları, arzuları ve hafızası, birlikte onun karar mekanizmasını oluşturur. Her yeni tercih, geçmişte birikmiş bütün bu etkenlerin kesiştiği noktada ortaya çıkar. Bu nedenle karar anını tek başına ele almak, kararın nasıl oluştuğunu anlamaya yetmez.

Bir davranışın gerçekten özgür olabilmesi için, aynı koşullar altında farklı bir sonucun mümkün olması gerekir. Fakat bütün nedenler aynı kaldığında sonucun neden değişmesi gerektiğini açıklamak kolay değildir. Eğer davranış belirli nedenlerden doğuyorsa, sonuç da o nedenlerin zorunlu devamıdır. Eğer hiçbir nedene dayanmıyorsa, o zaman ortada bilinçli bir seçim değil, rastlantı vardır. Oysa rastlantı da özgürlük değildir. Çünkü rastgele gerçekleşen bir olayın sahibi olmak mümkün değildir.

İnsan çoğu zaman kararsız kaldığını düşünür. Fakat kararsızlık bile iki eşit seçeneğin arasında asılı kalmak anlamına gelmez. Görünürde birbirine denk duran iki ihtimalin arkasında bile, çoğu zaman fark edilmeyen sayısız eğilim bulunur. Geçmiş deneyimler, alışkanlıklar, korkular, beklentiler ve biyolojik ihtiyaçlar, bu sessiz dengenin bir tarafını diğerinden daha ağır hâle getirir. Sonunda verilen karar, dışarıdan bakıldığında özgür bir seçim gibi görünse de, gerçekte görünmeyen nedenlerin ulaştığı son noktadır.

İnsan davranışlarının ya açıklanabilir nedenleri vardır ya da yoktur. Eğer nedenleri varsa, davranış belirlenmiştir. Eğer hiçbir nedeni yoksa, davranış rastlantısaldır. Bu iki ihtimalin dışında üçüncü bir ihtimal mantıken mümkün değildir. Bence İnsan gerçekten seçim yapan bir varlık değil, seçim yaptığını düşünen bir varlık tır.

Özgürlük Hissi ile Özgürlüğün Kendisi Aynı Şey Değildir bizler çoğu zaman özgürlüğü, istediklerimizi yapabilme imkânı olarak tanımlarız. Oysa bu tanım, insanın neyi neden istediği sorusunu cevapsız bırakır. Çünkü bir eylemi gerçekleştirebilmek ile o eylemi istemeye nasıl karar verdiğimiz aynı problem değildir. Asıl mesele, davranışın öncesinde oluşan isteğin kaynağını açıklayabilmektir.

İnsan çoğu zaman kendisini özgür hisseder. Önünde duran seçeneklerden birini seçer ve bu seçimin tamamen kendisine ait olduğunu düşünür. Fakat bu his, seçimin gerçekten özgür olduğunu göstermeye yetmez. Bir kişinin engellenmeden hareket edebilmesi, onun isteklerini de özgürce oluşturduğu anlamına gelmez. Çünkü dışarıdan hiçbir baskı görmeyen bir insan bile, kendi iç dünyasında oluşmuş arzuların yönlendirmesiyle hareket eder.

İsteklerimiz kendiliğinden ortaya çıkmaz. Her arzu, geçmiş deneyimlerin, alışkanlıkların, biyolojik ihtiyaçların ve öğrenilmiş değerlerin birleşiminden doğar. İnsan, çoğu zaman neyi istediğini seçmez; yalnızca oluşmuş isteklerden birini hayata geçirir. Bu nedenle özgürlük, yalnızca dış engellerin bulunmaması olarak tanımlandığında, sorunun en önemli kısmı görünmez hâle gelir. Çünkü ortada hâlâ cevap bekleyen bir soru vardır. İnsanı tam da o isteğe yönelten şey nedir?

Bir insanın önünde birçok seçenek bulunabilir. Hiç kimse ona baskı yapmıyor, hiçbir yasa onu zorlamıyor, hiçbir otorite kararına müdahale etmiyor olabilir. Buna rağmen verdiği kararın arkasında yine görünmeyen nedenler vardır. Geçmişte yaşadığı bir olay, çocukluğunda edindiği bir korku, yıllarca tekrar ettiği bir alışkanlık ya da karakterini biçimlendiren sayısız deneyim, o anda fark edilmeden kararın içine karışır. Dışarıdan bakıldığında özgür görünen seçim, içeriden bakıldığında uzun bir nedensellik zincirinin son halkasıdır.

Bu nedenle özgürlük hissi ile özgürlüğün kendisi birbirinden ayrılmalıdır. İnsan kendisini özgür hissedebilir. Bu psikolojik deneyim gerçektir ve inkâr edilemez. Ancak bu deneyimin var olması, kararların nedensellikten bağımsız olduğunu göstermez. Açlık hissi gerçek olduğu hâlde her açlığın aynı yemeği seçtirmemesi gibi, özgürlük hissi de tek başına özgür iradenin kanıtı değildir.

Bazı düşünceler, insanın en azından niyetini özgürce belirleyebildiğini savunur. Sonuç değişmese bile, niyetin kişiye ait olduğu söylenir. İlk bakışta ikna edici görünen bu yaklaşım da aynı soruyla karşılaşır. İnsan neden tam da o niyeti kurmuştur? O niyet hangi düşüncelerin, hangi arzuların ve hangi geçmişin ürünüdür? Eğer niyet de belirli nedenlerden doğuyorsa, özgürlük yalnızca kararın farklı bir aşamasına taşınmış olur. Problem çözülmez, yalnızca yeri değiştirilmiş olur.

Bu noktada özgürlük tartışmasının yönü değişmeye başlar. Sorun artık insanın önünde kaç seçenek bulunduğu değildir. Asıl sorun, o seçeneklerden birini seçen benliğin nasıl oluştuğudur. Eğer seçimi yapan benlik de geçmiş nedenlerin ürünü ise, özgürlüğü yalnızca karar anında aramak, ağacın yalnızca meyvesine bakıp köklerini görmezden gelmeye benzer. Kararı anlamak isteyen kişi, önce o kararı veren benliğin nasıl inşa edildiğini anlamak zorundadır.

insan seçtiğini zanneder özgür olduğunu düşünür öylede hisseder. Ancak evrende her şey kendi içi zorunlulukları ile hareket eder. özgür değiliz seçim yapmıyoruz. öyle olduğumuzu zannediyoruz…………………

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir