Varlık Yokluk

İnsan, bir şeyin var olduğunu doğrudan varlığın kendisinden hareketle değil, önceden sahip olduğu kavramsal çerçeveler aracılığıyla söyler. Varlığa ilişkin her tanım, daha önce kurulmuş ölçülere, ayrımlara ve karşılaştırmalara dayanır. Büyük, küçük, uzun, kısa, ağır ya da hafif gibi nitelikler nesnenin kendi içinde bulunan mutlak özellikler değildir. Bunlar ancak başka nesnelerle kurulan ilişkiler içinde anlam kazanırlar. Bir şeyin büyük olduğunu söyleyebilmek için daha küçüğünü, ağır olduğunu söyleyebilmek için daha hafifini bilmek gerekir. Belirlenim, her zaman başka belirlenimlerle birlikte ortaya çıkar.

Şimdi bir ağacı düşünelim. Önce rengini kaldıralım. Sonra uzunluğunu, genişliğini ve derinliğini kaldıralım. Ağacın bulunduğu mekânı ortadan kaldıralım. Işığı kaldıralım. Ardından karanlığı da kaldıralım. Boşluğu kaldıralım. Zamanı kaldıralım. Hareketi kaldıralım. Sessizliği bile kaldıralım. Sonunda karşılaştırabileceğimiz hiçbir belirlenim, hiçbir ilişki, hiçbir uzam kalmayacaktır. Böyle bir durumda artık “ağaç” dediğimiz şey hakkında herhangi bir tanım yapabilir miyiz. Tanım yapabilmek için onu başka bir şeye göre ayırabilecek hiçbir ölçüt kalmamıştır.

Buradan daha genel bir sonuca ulaşabiliriz. İnsan zihni varlığı doğrudan değil, belirlenimler aracılığıyla kavrar. Bilmek, ayırmakla, ayırmak ise karşılaştırmakla mümkündür. Karşılaştırmanın bütünüyle ortadan kalktığı yerde kavram üretmek de imkânsız hâle gelir. Çünkü kavramlar farklılıklar üzerine kurulur.

Bu durum Tanrı hakkında kullanılan bazı ifadeleri de düşündürür. Tanrının uzay ve zamanın dışında olduğu, hiçbir şeye benzemediği, eşi ve benzerinin bulunmadığı nı söyleriz. Eğer gerçekten hiçbir ilişki, hiçbir belirlenim ve hiçbir kıyas imkanı yoksa, “Tanrı vardır” önermesi neyi göstermektedir. “Vardır” sözcüğü zaten bizim uzay, zaman ve belirlenim dünyamızdan türettiğimiz bir yüklemdir. Aynı şekilde “yoktur” demek de aynı kavramsal sistemin ürünüdür. Bu nedenle uzay ve zamanın, belirlenimin ve her türlü ilişkinin bütünüyle dışında tasarlanan bir varlık hakkında “vardır” ya da “yoktur” demek, ontolojik bir sonuca ulaşmaktan çok, insan dilinin ve kavramlarının sınırına ulaştığımızı gösterir. Böyle bir noktada sorun Tanrının var olup olmaması değil, insanın böyle bir varlık hakkında anlamlı bir önerme kurup kuramayacağıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir