Zihni devinim

Devinim ihtiyaçtan doğar tamamlanmaya çalışır bir eksiklik göstergesidir bir oluş sürecidir dolayısı ile devinim bir kusurdur zihnin devinimi olumsuz bir şeydir zihin hakikati arıyor demektir hakikati arayan zihin henüz hakikate ulaşmamış demektir devinim, kuvve hâlindeki bir şeyin fiile yönelmesidir ve fiil, tamamlanmışlık anlamına gelir. Bu çerçevede tam fiil hâlinde olan varlıkta devinim yoktur. Devinim, henüz olmayanın olana doğru gerilimidir. Bu nedenle devinim bir kusur olarak değilse bile bir eksiklik göstergesi dir

İlk hareket ettirici kavramında Tanrı, kendinde fiildir ve bu yüzden değişmez, devinimsiz ve eksiksizdir. Devinim, Tanrı’ya değil, Tanrı’dan pay alan sonlu varlıklara aittir. Buradan hareketle zihnin devinimi de benzer biçimde değerlendirilir. Zihin bir şeyi arıyorsa, o şey onda tam olarak mevcut değildir. Hakikati arayan zihin, henüz hakikatte olmayan zihindir.

hakikat, aklın çabasıyla elde edilen bir nesne değil, ancak birlik hâlinde idrak edilen bir mevcudiyettir. Arayış çokluk demektir, çokluk ise aşağı seviyeye işaret eder. Hakikate ulaşma, bir ilerleme değil, bir durma ve sükûn hâlidir. Bu yüzden zihinsel devinim, hakikate yaklaşma değil, hakikatten uzaklığın belirtisi olarak görülür.

Zihnin her devinimi aynı düzeyde değildir. Kavramsal, diskürsif (bir bilginin doğrudan ve bütün hâlinde kavranması yerine adım adım ilerleyen, kavramlar arasında geçiş yapan, öncüllerden sonuçlara ulaşan düşünme biçimini ifade eder) ve analitik devinim gerçekten de eksikliğe işaret eder. Çünkü bu tür düşünme parça parça ilerler, karşılaştırır, dışsallaştırır. Fakat sezgisel idrak ya da bir anda kavrama hâli, devinim değil, doğrudanlık içerir. Bu noktada sorun zihnin hareket etmesi değil, nasıl hareket ettiğidir. Arayan zihin eksiktir, fakat idrak eden zihin artık aramaz.

hakikati aramak, hakikate sahip olmamayı gösterir. Ancak bu durum zihnin bütünüyle olumsuz olduğu anlamına gelmez. Zihinsel devinim, eksikliğin belirtisi olmakla birlikte, aynı zamanda eksikliğin farkında olmanın da işaretidir. Bu farkındalık olmadan sükûn da mümkün değildir. Hakikat arayışla mı elde edilir, yoksa arayış terk edildiğinde mi açığa çıkar. sınırlı olan sınırsızı ihata edemez esas olan kişinin kendi sınırlarını bilmesi o sınırlar içindekilerden bir şey eksiltmemesi mümkünse artırması varlığın devamına yönelik hareket etmesi insanın hakikati olsa gerek

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir